Akciğer göğüs boşluğu içinde bulunur ve solunumun en önemli organıdır. Göğüs boşluğunun sağ ve sol yanlarında bulunan iki ayrı parçadan meydana gelmiştir. Sağ akciğer 3 loblu, sol akciğer ise 2 lobludur. İçi hava ile dolu olan akciğer keseciği (alveol) adı verilen boşluklardan oluşur. Keseciklerdeki hava, bronşçuklar, bronşlar, soluk borusu (trake), gırtlak, yutak, ağız ve burun yolları ile atmosfer havası ile birleşir. KOAH (kronik obstrüktif akciğer hastalığı) ise bir akciğer hastalığıdır. Akciğer hastalığı olduğu için solunumu ciddi şekilde etkileyebilir. Bulaşıcı değildir. KOAH genellikle, akciğerleri meydana getiren alveol adı verilen keseciklerin tahribatıyla oluşur. Zararlı gazların uzun süre solunması sonucu akciğerlerde oluşan, kronik bronşit ve amfizeme bağlı olarak gelişen, kronik, geri dönüşümsüz ve ilerleyici olan, hava akımı kısıtlanması ile karakteristik bir hastalıktır. Diğer bazı solunum hastalıklarıyla karıştırılabilir. Kronik bronşit ya da amfizemi olan bir hastada KOAH geliştiğini söyleyebilmek için kronik hava akımı kısıtlanmasının meydana gelmiş olması gerekir. Solunumun kısıtlanmasıyla birlikte vücuda yeteri kadar oksijen alınamaması ve vücuttan karbondioksitin yeteri kadar atılamaması gibi sorunlar meydana gelebilir. Tedavide hekim önerisiyle oksijen tüpü, oksijen konsantratörü, BPAP ve BPAP ST gibi cihazlar uygun parametrelerde ayarlanarak kullanılabilir.
KOAH Nedir?
- K: Kronik (sürekli olan)
- O: Obstrüktif (tıkanıklık oluşturan)
- A: Akciğer
- H: Hastalığı
KOAH daha çok ileri yaş hastalığıdır. Erkeklerde daha sık görülür. Ülkemizde 40 yaş üstü kişilerde yapılan bir araştırmada KOAH görülme sıklığının dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu saptanmıştır. Bunun sebebi kısaca, tütün ürünleri kullanımı ve zararlı gazların uzun süre solunması olarak açıklanabilir.
KOAH Bulguları Nelerdir?
Öksürük ve balgam şikayeti KOAH’ın başlangıcından itibaren vardır. Bu şikayetler zamanla artar, nefes darlığı ve hırıltılı solunum da bunlara eklenir. İlk etapta öksürük hafiftir ve sabahları şiddetlenir. Balgam atılmasıyla hasta rahatlar. Hastalık ilerledikçe öksürük şiddetlenir, balgam koyulaşır. Balgam üzerinde çizgi halinde kan görülebilir.
KOAH ilerlediğinde vücutta oksijen azlığı da gelişebilir. Bu nedenle ellerde, ayaklarda ve yüzde morarma görülebilir. Kronik oksijen sorunu ve tekrarlayan öksürük nöbetleri ilerleyen zamanda kalp yetmezliğine de neden olabilir. Hastalar genellikle geniş fıçı göğse sahiptir. Hastanın göğüs kafesinin ön ve arka çapı artmıştır. Boynundaki yardımcı solunum kasları belirgin hale gelmiştir ve nefes alırken hareketleri izlenebilir. Hasta dinlenirken solunum sesleri azalır, kalp sesleri derinden ve hafif duyulur. KOAH’lı hastalarda solunumun nefes verme safhası uzamıştır.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre KOAH, dünyada en sık ölüme neden olan üçüncü hastalıktır ve 2023 yılında 3,4 milyon kişinin ölümüne yol açmıştır. Türkiye’de de en sık ölüme neden olan hastalıklardan biridir. 40 yaş üstü kişilerde görülme sıklığı artar. Yaşadığı solunumsal sıkıntıların KOAH’tan kaynaklandığını bilmeyen milyonlarca kişi vardır. Bu hastalıkla ilgili toplumsal farkındalık hala yeterli seviyede değildir.
Kronik öksürük, balgam çıkarma ve nefes darlığı gibi semptomlar ile hastaneye başvuran hastalara akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri yapılır. Bunların dışında EKG ve tam kan sayımı testleri de yapılabilir. Akciğer grafisinde KOAH’a ilişkin bulgular saptanabilir, ancak tanı yalnız akciğer grafisiyle konmaz. Solunum fonksiyon testi (spirometri), KOAH tanısının objektif olarak kesinleştirilmesini ve ağırlık derecesinin belirlenmesini sağlar. Testler normal çıkan ve yalnız akut bronşit geçiren kişilerde KOAH tanısı konmaz; farklı hekimlerden farklı yorumlar alınırsa solunum fonksiyon testi sonucu esas alınır.
KOAH Etkenleri Nelerdir?
- Tütün ürünlerinin kullanımı
- Ev içinde odun, kömür veya tezek yakılmasıyla oluşan duman
- Hava kirliliği
- Mesleki toz ve kimyasal maruziyeti
- Sosyoekonomik şartlar
- Çocukluk çağında geçirilen solunum yolu enfeksiyonları
- Genetik faktörler
- Akciğerde tahribata yol açan hastalıklar
KOAH’ta Oksijen Tedavisinin Önemi Nedir?
Günümüzde KOAH’ı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yoktur. Bazı ilaçlar ise hastalığın ilerlemesini sadece yavaşlatabilir. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatan en önemli etken ise tütün ürünleri kullanımını bırakmak ve hava kirliliği olan yerlerden uzak durmaktır. KOAH tanısı konmuş bir kişinin sigarayı bırakması, tedavinin en etkili adımıdır. KOAH’lı bir hastanın kanında oksijen basıncı düştüğü için vücut dokularına yeteri kadar oksijen ulaşamaz. Oksijen azlığından öncelikle beyin olmak üzere kalp ve böbrek gibi birçok hayati organ zarar görebilir. Hastanın kanındaki oksijen basıncını ve miktarını arttırmak için “oksijen tedavisi” uygulanabilir. Bu tedaviyi rastgele uygulamak daha büyük sorunlara sebebiyet verebilir. Uygun oksijen cihazının belirlenip uygun tedavi parametreleriyle kullanılması gerekir.
Oksijen tedavisi, yeteri kadar oksijen alamayan hastalara solunum desteği sağlar ve hastaların solunum sıkıntılarını bir nebze azaltır. Bu sayede hastaların konforunu arttırır ve yaşam sürelerini uzatır. Tedavi ile hastada akciğer damar basıncı azalır, uyku kalitesi artar, kas ve iskelet yapısı iyileşir ve hastanın kanında artmış olan alyuvarların sayısı normale döner. Böylece kısa zaman içinde nefes darlığı sorunu azalır ve hastalar kendilerini daha iyi hissederler. Oksijen tedavisinin doğru ve kesintisiz uygulanması hastaneye yatış sayısının ve süresinin azalmasına da imkan tanır.
Uzun süreli oksijen tedavisi için belirlenmiş bazı kriterler vardır. İstirahat halinde kanda oksijen basıncının (paO2) 55 mmHg’ye eşit veya altında ya da oksijen saturasyonunun (SpO2) %88’e eşit veya altında olması durumunda oksijen tedavisi önerilir. Oksijen basıncı 55-60 mmHg arasında olan hastalarda ise akciğer yüksek tansiyonu (pulmoner hipertansiyon), kalp yetersizliğine bağlı bacaklarda ödem veya alyuvar oranının (hematokrit) %55’in üzerine çıkması gibi bulgular varsa oksijen tedavisine başvurulabilir. Bu kriterlerin dışında hastanın yaşı, fiziksel durumu ve mevcuttaki diğer hastalıkları da göz önünde bulundurulur. Her KOAH’lıya oksijen tedavisi uygulanmayabilir. Hekimler hastanın tüm parametrelerini değerlendirerek tedavi kararını verir.
Oksijen tedavisinde doz ve süre hastaya göre ayarlanırken, kandaki karbondioksit basıncı (paCO2) ve kanın pH değeri de dikkate alınmalıdır. Gelişigüzel yapılan oksijen tedavisi hastaya zarar verebilir. Kanda karbondioksit birikme eğilimi olan hastalarda gereğinden yüksek akışla verilen oksijen, karbondioksit birikimini arttırabilir. KOAH için oksijen tedavisi uyku esnasında da sürdürülmelidir. Bu sayede uyku sırasında oksijen basıncının (paO2) düşmesine neden olabilecek ritim bozukluğunun ve tansiyon yükselmesinin etkileri azalmış olur. Uzun süreli oksijen tedavisinin günde en az 15 saat uygulanması önerilir. Yapılan araştırmalar, tedavi süresi ne kadar uzun olursa hastanın yaşama süresinin de o kadar fazla olduğunu göstermektedir. Örneğin, uyku dahil günde ortalama 18-19 saat oksijen alan hastalarda ölüm oranının, yalnız geceleri 12 saat oksijen alan hastalara göre belirgin şekilde daha düşük olduğu belirlenmiştir.
KOAH’lı hastaların kanındaki oksijen basıncı (paO2) zaten düşüktür; KOAH ataklarında daha da düşer. Bu durum pratik olarak hastanın tırnaklarının ve dudaklarının morarmasından anlaşılabilir. Ayrıca pulse oksimetre adı verilen cihazlarla parmaktan oksijen ölçümü yapılabilir. Böylece anlık olarak hastanın vücudundaki oksijen oranı tespit edilebilir. Bu oranın %90’ın altına düşmesi kandaki oksijenin yeterli olmadığının bir göstergesidir. Bundan daha güvenilir olan yöntem ise arter kanındaki oksijen basıncının (paO2) ölçümüdür. Pulse oksimetreyle ölçüm her yerde yapılabilir ancak arter kanındaki oksijen basıncının ölçümü için laboratuvar ortamı gerekir. Arter (atardamar) kanından örnek alınarak yapılan ölçüm ile karbondioksit basıncı (paCO2) ve kanın pH değeri de belirlenebilir. Oksijen basıncının (paO2) 60 mmHg’nin altına düşmesi hastanın vücut dokularına giden oksijenin yetersiz olduğunun göstergesi olarak kabul edilir. KOAH hastalarında oksijen akış hızı genellikle düşük tutulur ve çoğunlukla dakikada 1-2 litre ile başlanır. Akış hızı, hekimin hasta için belirlediği hedef saturasyon aralığına göre ayarlanır ve hekim onayı olmadan değiştirilmemelidir.
KOAH hastalarında uzun süreli oksijen tedavisi oksijen konsantratörleri ve oksijen tüpleri ile yapılır. Evlerde ve kliniklerde kullanılabilen oksijen konsantratörleri kapasitelerine ve özelliklerine göre 5 ana kategoriye ayrılır. Oksijen tüplerinin çeşitleri vardır. Hastanın tedavisi için solunumsal ihtiyaçlarına uygun ürünler tespit edilip kullanılmalıdır.
Oksijen Konsantratörü Çeşitleri
- 3L/dk Oksijen Konsantratörü
- 5L/dk Oksijen Konsantratörü
- 10L/dk Oksijen Konsantratörü
- Taşınabilir Oksijen Konsantratörü
- Kişisel Oksijen İstasyonu
Oksijen Tüpü Çeşitleri
Oksijen tüpleri, üretildikleri malzemeye göre çelik ve alüminyum olarak ikiye ayrılır. Çelik tüpler 1 litreden 50 litreye kadar farklı hacimlerde üretilir; 20, 27, 40 ve 50 litrelik büyük tüpler genellikle hastanelerde, merkezi gaz sistemlerinde ve evde sabit kullanımda tercih edilir. Alüminyum tüpler çeliğe göre çok daha hafiftir ve genellikle 1 ile 10 litre arasındaki hacimlerde bulunur; bu nedenle evde taşınabilir kullanımda, ambulanslarda ve hasta transferinde öne çıkar.
Tüpler vana bağlantısına göre de ayrılır. Küçük hacimli tüplerde, manometrenin vanaya pimlerle hizalanarak takıldığı pin index bağlantı yaygındır. Büyük hacimli tüplerde ise manometrenin vanaya vidalanarak bağlandığı standart vanalı bağlantı kullanılır. Tüp seçilirken hastanın günlük oksijen ihtiyacı, hekimin belirlediği akış ayarı, tüpün nerede kullanılacağı ve taşınıp taşınmayacağı birlikte değerlendirilmelidir.
Evde Oksijen Tedavisinde Sık Karşılaşılan Durumlar
Hareket edince saturasyonun düşmesi: Tuvalete gitmek veya kısa bir yürüyüş gibi efor gerektiren durumlarda oksijen ihtiyacı artar ve saturasyon düşebilir. Bu durum genellikle kanülün uzunluğundan kaynaklanmaz. Hasta sabit dururken de saturasyon düşüyorsa kanülde bükülme veya tıkanıklık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Hareket sırasında hekimin belirlediği şekilde akış hızı geçici olarak arttırılabilir ya da taşınabilir oksijen konsantratörü veya küçük bir oksijen tüpü kullanılabilir. Mevcut cihazın kapasitesi yetersiz kalıyorsa hekime danışılarak daha yüksek kapasiteli bir cihaza geçilmesi gerekebilir.
Hastanede düzelen değerlerin evde tekrar düşmesi: Hastanede yükselen saturasyon evde birkaç gün içinde tekrar düşüyorsa, evde kullanılan akış hızı hastanede uygulananla karşılaştırılmalı ve oksijen konsantratörünün ürettiği oksijenin yoğunluğu yetkili teknik serviste ölçtürülmelidir. Konsantratörün oksijen yoğunluğu zamanla düşebilir. Saturasyon düşüklüğüyle birlikte bilinç bulanıklığı veya anlamsız konuşma görülürse vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Oksijen cihazının hekim önerisi olmadan alınıp ayarlanması: Oksijen tüpü veya konsantratörü satın almak mümkündür, ancak akış hızı ve kullanım süresi muayene ve gerekirse kan gazı ölçümünden sonra hekim tarafından belirlenmelidir. Bilinçsiz şekilde yüksek akışla verilen oksijen, özellikle karbondioksit birikme eğilimi olan KOAH hastalarında zararlı olabilir.
Uykuda oksijen seviyesi: Uyku sırasında solunum yüzeyselleşebilir ve KOAH hastalarında oksijen seviyesi gündüze göre daha fazla düşebilir. Uzun süreli oksijen tedavisinde amaç genellikle istirahatte saturasyonun %90’ın üzerinde tutulmasıdır. Kanda karbondioksit birikimi olan hastalarda hekim daha düşük bir hedef aralık belirleyebilir.
Oksijen cihazı çıkarılınca saturasyonun hızla düşmesi: Oksijen kesildiğinde saturasyon kısa sürede düşüyorsa bu durum hastalığın ilerlediğini ve tedavi ihtiyacının değiştiğini gösterebilir. Tedavi süresi ve akış hızı hekim tarafından yeniden değerlendirilmelidir.
Pulse oksimetre ölçümünün yanıltıcı olması: Soğuk parmaklar, oje, titreme veya hareket pulse oksimetre ölçümünü etkileyebilir. Ölçüm sıcak ve hareketsiz bir parmaktan yapılmalıdır. Cihazın doğru ölçmediğinden şüphelenilirse yetkili teknik servise kontrol ettirilmelidir.
KOAH’ta PAP Tedavisinin Önemi Nedir?
KOAH tedavisi için kullanılabilen PAP cihazları genellikle BPAP ve BPAP ST’dir. BPAP cihazlarına Bilevel CPAP cihazları da denir; üst solunum yolları veya akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılabilir. Bu cihazlar non-invaziv solunum maskeleriyle uygulanır. Soluk borusuna (trakeye) delik açmadan maske yardımıyla solunum desteği verilmesine non-invaziv mekanik ventilasyon denir.
Non-İnvaziv Solunum Maskeleri Nelerdir?
- Burun Yastıkçıklı Maske
- Nazal Maske
- Oral Maske
- Ora-Nazal Maske
- Tüm Yüz Maskesi
Maske tipi hastanın solunum şekline ve yüz yapısına göre seçilir. Hastanede hangi tip maskeyle tedaviye uyum sağlandıysa evde de genellikle aynı tip maskeyle devam edilir. Ağızdan nefes alan hastalarda ağzı ve burnu birlikte kapatan ora-nazal maskeler daha sık tercih edilir.
BPAP ve BPAP ST cihazları çalışma şekli bakımından birbirine çok benzese de aralarında birkaç parametre açısından farklar vardır. Her iki cihaz da iki kademeli, sürekli pozitif yönlü solunum yolu basıncı üretir. İki kademeli solunum yolu basıncı demek kişi nefes alırken (IPAP) ve nefes verirken (EPAP) farklı basınçlar uygulanması demektir. IPAP ve EPAP farkı BPAP cihazlarının genel özelliğidir. Bununla birlikte BPAP ST cihazlarında ayrıca ayarlanabilen I/E ve frekans parametreleri mevcuttur. Bu sayede, verilen solunum desteğinin süre parametresi de ayarlanabilir. BPAP ve BPAP ST arasındaki fark BPAP ST cihazlarında süre parametresinin ayarlanabilmesidir.
I/E = Inspiratory time/expiratory time = Nefes alma süresi/nefes verme süresi = İnspirasyon süresinin, ekspirasyon süresine oranıdır. Sağlıklı bir yetişkinde I/E oranı genellikle 1/2’dir.
Frekans = Rate = Dakikadaki solunum sayısıdır. Normal solunum sayısı yetişkinlerde genellikle dakikada 12-20 arasındadır. Çocuklarda ise daha yüksektir.
IPAP = Inspiratory positive airway pressure = İnspiratuar solunum yolu basıncı = Nefes alma esnasında solunum yolunda oluşan basınçtır. Bazı cihazlarda “Pi” olarak belirtilir.
EPAP = Expiratory positive airway pressure = Ekspiratuar solunum yolu basıncı = Nefes verme esnasında solunum yolunda oluşan basınçtır. Bazı cihazlarda “Pe” olarak belirtilir.
BPAP cihazlarında, sabit tek bir basınç parametresi yerine, nefes verme aşamasında nefes alma aşamasına göre daha düşük basınç uygulanır. Bu sayede akciğer içinde basınç farkı oluşur. Oluşan basınç farkı hastanın daha kolay nefes alıp vermesini sağlar. Özellikle nefes verme safhasında azalan basınç akciğerlerde biriken karbondioksit gazının kolayca dışarı atılabilmesini de sağlar. Hekim önerisiyle düzenli kullanıldığında kanda yükselmiş olan karbondioksit seviyesi normale dönebilir. Ayrıca sabit bir basınç yerine değişken basınç uygulanması hastanın PAP cihazlarıyla uygulanan tedaviye daha olumlu sonuç vermesine olanak tanır.
BPAP cihazları genellikle aşağıdaki 3 durumda kullanılır:
- Obeziteye bağlı hipoventilasyon durumunda
- KOAH gibi akciğer kaynaklı bir hastalık olduğunda
- CPAP cihazlarına uyum sağlayamayan hastalarda
CPAP cihazları astım tedavisinde kullanılmaz. Astımla birlikte uyku apnesi de olan hastalarda PAP tedavisine hekim karar verir.
BPAP Cihazı ile Oksijen Cihazı Birlikte Kullanılabilir mi?
BPAP cihazı ve oksijen konsantratörü farklı işler yapan cihazlardır. BPAP cihazı ortam havasını alarak hekimin belirlediği basınçlarda hastanın solunum yoluna gönderir; ortam havasından daha yoğun oksijen vermez. Oksijen konsantratörü ise ortam havasından yüksek yoğunlukta oksijen üretir. Bu nedenle BPAP veya CPAP gibi bir uyku terapi cihazı, taşınabilir oksijen cihazının yerine kullanılamaz.
BPAP ve BPAP ST cihazları, oksijen konsantratörleri ve oksijen tüpleri ile birlikte de kullanılabilir. Hastanın ihtiyacı olan fazladan oksijen desteği bu şekilde sağlanır. Bunun için oksijen, maskenin üzerindeki oksijen girişine veya cihaz ile maske arasına takılan bir ara bağlantı parçasına bağlanır. Hekimin belirlediği basınç ve akış ayarlarında iki cihazın birlikte kullanılması akciğerlere zarar vermez. Hangi cihazın tek başına, hangisinin birlikte kullanılacağına hekim karar verir.
BPAP Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?
- IPAP ve EPAP basınçları hekim onayı olmadan değiştirilmemelidir. Hasta basınca uyum sağlayamıyorsa durum hekime bildirilmelidir.
- Cihaz, hekimin raporda belirttiği günlük süre ve ayarlarla kullanılmalıdır. Hastanın önerilen süreden daha az veya daha fazla kullanma ihtiyacı varsa bu konu hekimle konuşulmalıdır.
- BPAP cihazları solunum hastalıklarının tedavisinde kullanılan non-invaziv destek cihazlarıdır, yaşam destek cihazı değildir. Günün büyük bölümünde solunum desteğine bağımlı hastalarda hekim, ev tipi mekanik ventilatör gibi farklı bir cihaz önerebilir.
- Cihaz kullanılırken kalp atışının belirgin şekilde yükselmesi normal değildir. Cihaz ile hastanın nefesi arasında uyum (senkronizasyon) sağlanamamış olabilir; durum hekime bildirilmelidir.
- Kolda başlayıp vücuda yayılan uyuşma PAP cihazından kaynaklanmaz. Ani gelişen uyuşma, inme gibi acil durumların belirtisi olabileceğinden vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
- Cihaz takılıyken saturasyon beklenenden düşük seyrediyorsa cihazın verdiği basınç yetkili teknik serviste ölçtürülmeli ve hekime başvurulmalıdır.
- Sabahları baş ağrısı, gündüz uykululuk ve yorgunluk, kanda karbondioksit birikiminin veya tedavinin yetersiz kaldığının belirtisi olabilir. Başlangıçta iyi gelen tedaviye rağmen bu şikayetler geri dönerse hastalık ilerlemiş ve tedavi parametrelerinin değişmesi gerekiyor olabilir; hekim kontrolü yapılmalıdır.
- Farklı hastalıklar için kullanılan ilaçlar birbirinin etkisini değiştirebilir. Özellikle tansiyon ilaçları kullanılırken tansiyon düşüklüğü yaşanıyorsa ilaçlar hekime danışılmadan değiştirilmemelidir.
Hangi PAP Cihazı Seçilmelidir?
Herkes için en iyi olan tek bir PAP cihazı yoktur. Cihaz tipi (CPAP, otomatik CPAP, BPAP veya BPAP ST) hekimin raporunda belirttiği tedaviye göre seçilir. Cihaz seçilirken raporda yazan basınç değerlerini verebilmesi, hastanın rahat kullanabileceği bir maskeyle uyumlu olması, nemlendirici bulunması ve yetkili teknik servis ile yedek parça desteğinin olması göz önünde bulundurulmalıdır.
KOAH Hastaları Ataklardan Nasıl Korunur?
KOAH hastalarında yılda birkaç kez alevlenme adı verilen ataklar görülebilir. Atak sırasında nefes darlığı, öksürük ve balgam miktarı artar. Alevlenmelerin büyük bölümü bakteriyel veya viral solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanır. Hekim gerekli görürse antibiyotik tedavisi başlatabilir. Atak sonrasında hastanın oksijen ihtiyacı geçici olarak artabilir ve eski durumuna dönmesi zaman alabilir.
Atakları azaltmak için sigaranın bırakılması, ilaçların düzenli kullanılması ve hekim önerisiyle yıllık grip aşısı ile pnömoni (zatürre) aşısı yaptırılması önerilir. Grip aşısı için en uygun dönem genellikle sonbahar aylarıdır. Zatürre veya grip sonrasında nefes darlığı uzun süre devam ediyorsa hekime başvurulmalıdır.
Yoğun Bakım Sürecinde Merak Edilenler
Yoğun bakımdaki bir hastanın alacağı oksijen miktarı, uygulanacak cihaz ve tedavinin süresi hastanın durumunu takip eden hekimler tarafından belirlenir. Hastanın genel durumu ve iyileşme süreci hakkında en doğru bilgi ilgili hekimden alınabilir.
Bilinci tam açık olmayan veya hareketlerini kontrol edemeyen hastaların solunum tüpünü ya da maskesini kendi kendine çıkarması hayati risk oluşturabilir. Bu nedenle yoğun bakımda bazı hastalarda, hastanın güvenliği için ellerin hareketini sınırlayan önlemler alınabilir. Bu konuda endişe duyulursa durum ilgili hekimle görüşülmelidir.
Yoğun bakımdan eve çıkan hastalarda hastanede kullanılan oksijen ve BPAP ayarlarının evde de aynı şekilde uygulanması önemlidir. Evde kullanılacak cihazların ayarları ve kullanım süreleri taburculuk sırasında hekimden yazılı olarak alınmalıdır.
