CPAP-BPAP Maskesi Nasıl Seçilir?

CPAP-BPAP Maskesi Nasıl Seçilir?

Uyku apnesi veya KOAH gibi kronik solunum rahatsızlıkları bulunan kişiler tedavileri için hekimleri tarafından önerilen CPAP veya BPAP gibi solunum cihazlarını kullanırlar. Bu cihazların özelliklerine göre farklı çeşitleri vardır. Hangi tip cihazın hangi parametrelerde kullanılacağı hekimler tarafından belirlenir. Hastaların, doktor önerilerine uyması gerekir. CPAP veya BPAP çeşitleri hastaların yüzüne bağlanan maskelerle kullanılır. Cihazın tedavi için uyguladığı basınçlı hava bir solunum devresi (hortumu) vasıtasıyla maskeye kadar iletilir. Hastanın yüzüne bağlanan maske sayesinde sadece ağız veya burundan ya da hem ağız hem burundan aynı anda olacak şekilde solunum tedavisi uygulanabilir. Bu farklılık maske çeşidi ve tasarımıyla ilgilidir. Sadece ağızdan kullanılan maskeler olduğu gibi sadece burundan kullanılanlar da vardır. Bazı maskeler ise hem ağız hem de burun üzerini örterek her iki noktadan tedaviye imkan tanır. Cihaz çeşidinde olduğu gibi kullanılacak maske çeşidine de hekimler karar verir.

Hekimler uyku apnesi hastaları için genellikle burun yani nazal maske önermektedir. Uyku apnesi hastalarına bazı durumlarda ağız-burun yani ora-nazal maske de önerilir. KOAH gibi akciğer hastalıkları olan kişilere de genellikle ora-nazal (ağız-burun) maske önerilir. Uyku apnesinde olduğu gibi akciğer hastalıkları için de bazı durumlarda hekimler tarafından nazal maske kullanımı önerilmektedir. Bu durum hastalığın seviyesi, kullanıcının vücut yapısı ve maskeye olan uyuma göre değişkenlik göstermektedir.

Hekimin önerdiği maske çeşidini tedarik edip kullanmalısınız. Örneğin doktor nazal maske kullanmanız gerektiğini söylediyse ora-nazal maske kullanmanız sağlığınız açısından doğru olmayacaktır. Tam tersi durum için de aynı kural geçerlidir. Eğer kullandığınız maske çeşidinden memnun değilseniz ve değiştirmek istiyorsanız öncelikle hekiminize başvurmanız gerekir. Aksi halde cihazınızı kullanırken solunumsal sıkıntılar yaşayabilirsiniz.

CPAP-BPAP Maskesi Nasıl Seçilir?

Solunum cihazını kullanırken maskede oluşan hava kaçağı tedaviyi olumsuz etkiler. Hava kaçağı çok rahatsızlık verdiği için kullanıcı cihazı kullanmaktan vazgeçebilir. Cihazın kullanılmadığı sürede hastalık ilerleyebilir ve hastalığın etkileri gün geçtikçe artabilir. Hava kaçağının oluşmaması için maskenin bedeni çok dikkati şekilde seçilmelidir. CPAP-BPAP maskelerinin genelinde small, medium ve large olmak üzere üç beden seçeneği olur. Ayrıca bazı maske modelleri standart olarak tek beden üretilir ve bunlarda beden seçeneği yoktur. Bazı modellerde ise “extra small” veya “extra large” gibi farklı beden seçenekleri de olabilmektedir. Yüz şeklinize göre en uygun bedeni tercih etmelisiniz. Hatalı beden seçimlerinde hava kaçağı oluşabilir. Tüm maske çeşitleri için de beden seçimi çok önemlidir.

Hava kaçağının bir diğer nedeniyse maskenin yapıldığı ham maddedir. Maskenin cilde temas eden bölümü silikon veya jel maddelerden üretilmiş olabilir. Bu maddelerin sertliği birbirlerinden farklıdır. Doğru maske modeli tercih edilmediğinde maskenin cildinize temas eden bölümlerinde hava kaçağı olabilmektedir. Jel maskeler, silikon olanlarla kıyaslandığında daha yumuşaktır ve düşük basınçlarda daha avantajlıdır. Silikon maskeler ise jel olanlara göre biraz daha sert yapıdadır ve yüksek basınçlarda hava kaçağına karşı daha avantajlıdır. Çünkü tedaviniz için uygulanan basınç yükseldikçe hava kaçağı olmaması için maskenin sabitleme bandını daha çok sıkmanız gerekecektir. Bu sayede maske, cilt üzerine daha fazla baskı yapacaktır ve hava kaçağı engellenecektir. Jel olan maskelerin kafa bantlarını çok sıkı hale getirirseniz maskenin yapısı bozulabilir ve ürün kullanılmaz hale gelebilir.

Hastanın yüz şeklinde bozukluk varsa veya aşırı kiloluysa standart tipteki maskeler uygun olmayabilir. Standart tipteki maskelerden kastım nazal ve ora-nazal maskelerdir. Bunlar dışında farklı tasarımda maskeler de mevcuttur.

CPAP-BPAP Maskesi Nasıl Seçilir?

Sadece burun üzerinde kullanılan iki çeşit maske vardır. Bunlar; nazal ve burun yastıkçıklı maskedir. Nazal olanlar en çok kullanılan CPAP-BPAP maske çeşididir. Burun yastıkçıklı maskeler ise yüze temas etmeden, basınçlı havayı direkt burun deliklerine uygulayan ürünlerdir. Yüze temas etmediği için cilt üzerinde kızarıklık veya yara oluşturmaz. Ayrıca nazal maskelere göre daha hafiftir. Burun yastıkçıklı maskeler herkes için uygun olmayabilir. Genel olarak 7 cmH2O (mbar) basınç üzerinde kullanılması önerilmez. Eğer kullanmak istiyorsanız öncelikle doktorunuza başvurmanızı öneriyorum.

Hasta burun maskesi kullanıyorsa ve uyurken ağzı açık kalıyorsa cihazın uyguladığı basınçlı havanın bir kısmı ağızdan dışarı çıkacaktır. Bu durum tedavi etkiliği açısından olumsuz bir durum değildir. Yeni üretilen cihazlar bu durumu otomatik olarak tespit edip oluşan kaçağı tolere eder. Hasta uyandığında ağzından çıkan hava nedeniyle ağız ve boğaz kuruluğu yaşayabilir. Bu durumdan çok rahatsız oluyorsa ağız kapama bandı kullanarak çözüm sağlayabilir.

Nazal kanül ise evdeki CPAP-BPAP cihazlarıyla kullanılabilen bir ürün değildir. Genellikle hastanelerin yoğun bakımlarında yetişkinler veya bebekler için kullanılır. Nazal yüksek akış uygulaması veya yüksek akımlı oksijen tedavisinde kullanılmaktadır.

Solunum cihazının oluşturduğu basınçlı hava hem ağız hem de burundan uygulanacaksa ora-nazal veya tüm yüz olmak üzere iki çeşit maske kullanılabilir. Ora-nazal maske ağzı ve burnu içine alacak şekilde yüze yerleştirilir ve kafa bantlarıyla sabitlenir. Ora-nazal maskeyle cihaz kullanılırken hastanın ağzı açık kalıyorsa ve bu durum tedaviyi olumsuz etkiliyorsa, çene destekli modeller tercih edilebilir. Bu modellerde maskenin alt tarafında çeneyi tutan ve ağzın kapalı kalmasını sağlayan bir parça bulunur.

Bir başka ora-nazal maske tipi de hybrid maskedir. Bu ürün, ağız üzerinde kullanılan oral maske ve burun deliklerine direkt olarak uygulanan burun yastıkçıklı maskenin birleşimi şeklindedir. Genellikle, standart ora-nazal maskeleri kullanamayan kişiler tarafından tercih edilir.

Ora-nazal maskeler kullanılırken burun üzerine, göz çukurlarına, yanaklara ve çene üstüne temas eder. Maskenin temas ettiği bölgelerde bazen kızarıklık veya yara oluşabilmektedir. Farklı marka maske kullanılsa da çözüm sağlanamayabilir. Böyle bir durumda yüzü alından çeneye kadar komple kaplayan tüm yüz maskeleri tercih edilmelidir. Ayrıca bu maskeler, yüzünden ameliyat olmuş kişiler için de uygundur. Genellikle yoğun bakımlarda kullanılan tüm yüz maskeleri evlerde de kullanılabilir.

Son çeşit olarak, oral yani sadece ağızdan kullanılabilen maskelerden bahsedebiliriz. Bu maske direkt olarak ağız üzerini kapatır ve cihazdan gelen basınçlı havayı bu şekilde uygular. Burunda deformasyon veya tıkanıklık gibi sorunlar varsa oral maskeler tercih edilebilir. Bu da diğer maskeler gibi hekim önerisiyle kullanılır.

CPAP ve BPAP Maske Çeşitleri

  • Burun Yastıkçıklı Maske
  • Nazal Kanül
  • Nazal Maske
  • Ora-Nazal Maske
  • Oral Maske
  • Tüm Yüz Maske

 

Solunum hastalıklarının tedavisinde kullanılan CPAP-BPAP maskelerinin bir diğer görevi de kullanıcıya konfor sağlamaktır. Maskelerin sağladığı konfor tedavinin sürekliliği için çok önemlidir. Kullanıcı, maskesini kullanırken rahat etmiyorsa cihaz kullanımından dahi vazgeçebilir. Bu konuda birçok örnek var. En az cihazların kalitesi kadar, maskelerin kalitesi ve kullanıcıya uyumu da çok önemlidir.

Maske çeşitleri kendi içinde tasarım olarak farklılıklar içerir. Ora-nazal maskelerde çene desteğinin olup olmaması bunlardan bir tanesidir. Ayrıca maskeleri yüze sabitlemek için kullanılan kafa bantlarının da çeşitleri vardır. Üç, dört veya beş kollu şekilde üretilen kafa bantları mevcuttur. Bunların kullanımı maskenin özelliğine göre değişkenlik gösterir. Bazı maskeler üç, bazıları dört ve bazıları beş kollu kafa bandıyla birlikte kullanılır. Bütün kafa bandı çeşitleri piyasada bulunan tüm maske çeşitlerine uymayabilir.

Bazı maskelerin kafa bandının üzerinde solunum devresinin (hortumunun) bağlanabilmesi için bir parça bulunur. Hortumu buraya sabitlediğimizde cihazdan gelen hortum başımızın üst kısmından geçerek maskeye bağlanır. Bu olmadığı zaman hortum maskeyi aşağı doğru çekebilir ve bu nedenle maske kullanıcının yüzüne tam olarak oturmayabilir. Hortum kafa bandının üzerine sabitlendiğinde bu sorun ortadan kalkmaktadır.

Maskeyi takıp çıkarırken kullanılan klipsler de oldukça önemlidir. Basit bir ayrıntı gibi görünse de bazı maskelerde ciddi sorun oluşturmaktadır. Maskenin kolaylıkla takılıp çıkarılmasına uygun şekilde tasarlanmış olmalıdır. Aksi halde maskenin kırılma riski dahi vardır. Ayrıca klipsler kullanım esnasında kendiliğinden açılmamalıdır.

Özellikle nazal ve ora-nazal maske çeşitlerinin bir kısmında alın desteği vardır. Bazı modellerde alın desteğinin konumu yukarı-aşağı veya ileri-geri şeklinde ayarlanabilir, bazılarında ise sabittir. Alın desteğinin birkaç konfor özelliği vardır. Bunlardan en önemlisi, maskenin göz çukurlarına ve burna denk gelen kısımlarının cilde uyguladığı basıncı azaltmaktır. Bu sayede kızarıklık veya yara olma ihtimali de azalmaktadır. Diğer özelliğiyse maskenin yüze daha dengeli şekilde oturmasını sağlamaktır. Bu sayede hava kaçağı riski azalır.

Solunum cihazlarıyla uygulanan tedavinin etkinliği ve sürekliliği için en önemli etkenlerden birisi maske seçimidir. Cihaz tarafından uygulanan basınçlı havanın doğru şekilde hastaya iletilmesi ve tedavinin kesintisiz şekilde devam edebilmesi açısından doğru maske tercihi yapmış olmak gerekir. Aksi halde hasta tedaviyi reddedebilir.

Maskeler sağlığa uygun malzemelerden üretilmektedir. Ancak yine de hastanın cildinde alerjiye neden olabilir. Bunun sebebi maskenin yapıldığı malzeme olabildiği gibi, maskenin temizliğiyle ilgili de olabilmektedir. Doğru ürünlerle temizlenmeyen maskeler ciltte alerjiye neden olabilir. Özellikle kalıntı bırakan ve doğal olmayan kimyasal maddelerle yapılan maske temizliği bu sorunlara yol açabilir. Ciltte oluşan alerji veya kızarıklık zamanla yaraya dönüşebilir ve bu nedenle cihaz kullanımına ara verilmesi gerekebilir.

CPAP-BPAP maskelerinin üzerinde, hastanın nefes verirken dışarı üflediği karbondioksit gazını atabilmesi amacıyla tahliye deliği bulunur. Bu bölüm olmazsa hasta dışarı üflediği karbondioksit gazını tekrar solumak zorunda kalır ve kan değerleri olumsuz şekilde değişir. Ayrıca tahliye deliklerinin tasarımı çok önemlidir. Bazı maskelerin kullanılırken gürültü yapmasının sebebi budur. Teknoloji geliştiği için yeni üretilen solunum cihazları oldukça sessizdir. Gürültü şikayeti artık cihazlarla ilgili değil de maskelerle ilgili olmaktadır. Bu nedenle özellikle küçük tahliye deliği olan maskeleri tercih etmelisiniz. Ayrıca tahliye bölümünde filtre olanlar daha sessiz olmaktadır.

Maskelerin kullanım ömürleri de değişkenlik gösterir. Kullanım ömrü hem üretim kalitesine hem de maskenin düzenli temizlenmesine bağlıdır. Ayrıca üretiminde kullanılan malzemelerde bunu etkilemektedir. Örneğin silikon maskeler jel maskelere göre daha uzun süre kullanılmaktadır.

Piyasada bulunan çoğu CPAP-BPAP cihaz üreticisinin maske modelleri vardır. Bazı markalar sadece nazal ve ora-nazal tipte standart maskeler üretirken, bazıları da tüm çeşitlerden birden fazla model üretmektedir. Cihaz üretmeyen ve sadece maske üreten markalar da mevcuttur. Yüzlerce farklı maske arasından yüz şeklimize ve cilt tipimize uygun maskeyi bulabilmek elbette çok kolay değildir. Bu sayfada yazdıklarımı göz önünde bulundurarak seçim yaparsanız maskenizle ilgili yaşayabileceğiniz sorunların önüne geçmiş olursunuz.

Emzirme Destekleyici Sistem Nedir, Nasıl Uygulanır, Avantajları Nelerdir?

Emzirme Destekleyici Sistem Nedir, Nasıl Uygulanır, Avantajları Nelerdir?

Emzirme Destekleyici Sistem Nedir?

Emzirme dönemindeki anneler, bazı durumlarda bebeklerini yetersiz gelen süt nedeniyle emziremezler. Bebek, hiç gelmeyen veya az gelen anne sütü nedeniyle emmeyi reddedebilir. Sütün az gelmesinin bazı tıbbi nedenleri olabilmektedir. Özellikle hormonal bozukluklar başta olmak üzere, bazı göğüs ameliyatları veya diyabet gibi kronik hastalıklar sütün az gelmesiyle ilgili rahatsızlıklardan bazılarıdır. Bazen de psikolojik sebepler nedeniyle emzirme sorunu yaşanabilir. Emzirme destekleyici sistem (kısaca EDS), anne sütünün yeterli olmadığı durumlarda bebeğin emmeye devam etmesi ve beslenmesinin kesintiye uğramaması için kullanılmaktadır. Anne, bu sistem sayesinde bebeğini emzirmeye devam edebilmektedir. Ayrıca anne sütünün faydaları düşünüldüğünde bebeğin memeyi reddetmesinin önüne geçilmesi ve anne sütüne devam edebilmesi açısından da önemlidir.

Emzirme Destekleyici Sistem Nedir, Nasıl Uygulanır, Avantajları Nelerdir?

EDS ile bebeğin hem memeden anne sütünü emmesi hem de biberondan ekstra olarak mama veya süt verilmesi sağlanır. Bu yöntemler birlikte uygulanabildiği gibi tek başına da uygulanabilmektedir. Anne sütü daha önce sağılıp biberona doldurularak EDS ile bebeğe verilebilir. Diğer yöntemdeyse hazırlanan mama veya süt, memeden emme refleksi bozulmadan bebeğe verilebilir. Böylece anneden emdiğini zanneden bebek sütten kesilmeyecektir ve emme refleksi devam edecektir. Anne olmadığı zamanlarda EDS sayesinde başka bir kişi de bebeğin beslenmesini sağlayabilir. Kişi, EDS düzeneğini parmağına bağlayıp bebeği besleyebilir. Buna parmakta EDS denir.

Annenin sütü az geliyorsa EDS ile bebeğin beslenmesi desteklenir. Ayrıca bebek, sütün bol geldiği hissine kapılacağı için refleksleri azalmaz ve sütten kesilmez. Anne de bebeğinin emme isteği karşısında psikolojik olarak rahatlayacaktır. Anne emzirdiği sürece bebeğiyle arasındaki bağ kuvvetlenecektir.

Emzirme destek sistemi sayesinde bebeğin emme yeteneği bozulmaz ve bu sayede biberon kullanımı engellenmiş olur. Çoğu annenin yaşadığı zorluklardan belki de en önemlisi bebeğin beslenmesiyle ilgili olandır. Emzirme destekleyici sistem bu sorunun çözülmesine yardımcı olmaktadır. Bebeğin beslenmesinin önemli olduğu kadar anneyle ten temasında bulunarak beslenmesi de önemlidir.

Emzirme Destekleyici Sistem Nedir, Nasıl Uygulanır, Avantajları Nelerdir?

Emzirme Destekleyici Sistem Nasıl Uygulanır?

Bu sistemin hazırlarını piyasada bulmak mümkündür. Ayrıca EDS’yi evde kendinizde kolayca hazırlayabilirsiniz.

Bunun için gerekli malzemeler:

  • Biberon
  • 5 numara gri veya 6 numara açık yeşil uçlu nazogastrik beslenme kateteri (sondası)
  • Flaster
  • Kateteri temizlemek için 20 veya 50 cc iğnesiz enjektör (şırınga)

 

Bebeğin mikroplardan korunması için öncelikle ellerinizi iyice yıkamanızı tavsiye ediyorum.

Nazogastrik beslenme kateterinin iki ucu vardır. Biberonun emzik bölümünü makasla keserek kateterin geçebileceği kadar genişletmek gerekebilir. Fazla genişletmenizi önermiyorum çünkü biberon ters çevrilip kullanılmak istenirse süt emzik bölümünden dökülebilir. Beslenme kateterini renkli ucu biberon içinde kalacak şekilde emzik içinden geçirin. Kateterin biberon tarafı sütün içinde duracak şekilde olmalıdır. Biberon yerine enjektör de kullanılabilir ancak en kolay ve güvenli yöntem biberonla uygulanan yöntemdir. Renksiz olan tarafı bebeğin ağzına gelecek şekilde annenin memesine flasterle sabitlenebilir. Bebek annesini emerken kateterin uç kısmı bebeğin ağzının içine yerleştirilir. Anne emzirirken hem anneden hem de biberondan bebeğe süt gidecektir. Emzirme nedeniyle annenin sütü artacaktır ve zamanla EDS kullanımından vazgeçilebilir. Bebek bol sütün geldiğini hissettiği için emmeye devam edecektir. Biberondan gelen süt akışının artması için anne, biberonu emzik kısmı aşağıya doğru gelecek şekilde boynuna asabilir. Biberon veya süt kabı ne kadar yüksekte tutulursa sütün akışı da o oranda artar.

Parmakta EDS uygulanacaksa kateter flasterle parmağa sabitlenir. Parmağın ucu üst damağa değecek şekilde bebeğin ağzına yerleştirilir. Kateter de bebeğin ağzının yan tarafından sokulabilir. Bebek, parmağı anne memesi zannedip refleks olarak emmeye başlayacak ve beslenme kateteri sayesinde biberonda bulunan süt ya da mamayla beslenmiş olacaktır. Bebek tamamen doyduğunda parmağı bırakıp ağzından çıkaracaktır. 6 numara beslenme kateteri (sondası) kullanılıyorsa biberondan veya süt kabından gelen akış yoğun olabilir. Bunu azaltmak isterseniz kateterin ortasını biraz kıvırabilirsiniz.

Emzirme destekleyici sistemde kullanılan kateterin temizliği ise, 20 veya 50 cc iğnesiz enjektör (şırınga) ile yapılabilir. Kateterin renkli tarafı içine su doldurulmuş enjektörün ucuna takılır ve su basınçlı şekilde kateterin içinden geçirilerek temizlik sağlanır. Diğer parçaları da hijyen kurallarına uygun şekilde duru suyla temizleyebilirsiniz. Sabun kullanırsanız, suyla iyice yıkayıp herhangi bir kalıntının birikmesini önlemeniz gerekir.

Nazogastrik beslenme kateterlerini incelemek için lütfen bağlantıya basın: http://sesanltd.com.tr/urun-kategori/hasta-bakim/beslenme-urunleri/nazogastrik-beslenme-kateteri/

Enjektörleri incelemek için lütfen bağlantıya basın: http://sesanltd.com.tr/urun-kategori/hasta-bakim/enjektor/

Emzirme Destekleyici Sistem Nedir, Nasıl Uygulanır, Avantajları Nelerdir?

Emzirme Destekleyici Sistemin Avantajları Nelerdir?

EDS aşağıda listelediğim avantajları sağlamaktadır:

  • Bebek, anne sütü veya takviye mamayla yeterli seviyede beslenebilir.
  • Karnı doyan bebek huzursuz olmaz ve rahat uyur.
  • Bebek ile anne arasında ten teması kopmaz.
  • Annenin ten sıcaklığı sayesinde bebeğin emme davranışı zarar görmez.
  • Anne sütünün az gelmesi sebebiyle bebeğin emmeyi reddetmesi engellenir.
  • Bebek, süt gelmiyor diye kızıp emmeyi bırakmaz.
  • Anne emzirmeye devam ettiği için sütü kesilmez.
  • Bebek emmeyi, anne de emzirmeyi öğrenir.
  • Annenin sütü sağılabiliyor ancak emzirme sağlanamıyorsa sistem sayesinde parmaktan besleme yapılabilir.
  • Annesini doğum esnasında kaybetmiş olan bebekler de parmaktan beslenebilir.
  • Bebeğin emerek beslenmesi için annenin yanında olma zorunluluğu ortadan kalkar.
  • Bebek çok küçükse ve memeden emmeyi beceremiyorsa parmaktan EDS ile beslenebilir.
  • Tam olarak meme emmeyi beceremeyen bebeklerde başlangıçta parmakta EDS uygulanabilir, bir süre sonra annenin emzirmesi sağlanabilir.
  • Anne, sütüm bitti endişesi olmadan dilediği kadar emzirme imkanına sahip olur.
  • Biberon kullanımının önüne geçilir.
  • Sütü hiç gelmeyen anneler bu sayede bebeklerini emzirebilir ve duygusal bağlarını güçlendirebilir.
  • Emzirmek, anne ve bebek arasındaki bağı güçlü tutar, bebeklerin özgüven duygusu geliştirir.
  • Emziren kadınlarda göğüs kanserine yakalanma riski azalır.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1948 yılında ilan edilmiştir. Bu bildirgenin bir diğer ismi de “İnsan Hakları Anayasası” olarak kabul edilmiştir. Bu zamana kadar insan haklarını ve özgürlük sınırlarını en doğru şekilde belirlemiş bir kaynaktır. Bütün bireylerin ne olursa olsun eşit haklara ve özgürlüklere sahip olduğunu, kötü davranışların etkisi altında kalması, onur ve gurur kırıcı davranışlar görmesi özellikle hak ve hürriyetlerinin bir şekilde elinden alınması halinde ceza görebileceği bu bildirge ile net bir şekilde açıklanmıştır.

Bu bildirge bölge, devlet ayrımı yapmaksızın tüm insanlığa 10 Aralık 1948 yılında ilan edilmiştir. Her sene 10 Aralık günü Dünya Hakları Günü tüm insanlık tarafından kutlanmaya devam etmektedir. İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. Herkesin eşit yaşama hakkı olduğunu bugün tekrar hatırlatmak istiyoruz.

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

CPAP-BPAP cihazları uyku apnesi (OSAS veya CSAS) gibi üst solunum yolu hastalıklarının ya da KOAH gibi akciğer rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır. CPAP ve OTOCPAP çeşitleri genellikle evlerde veya uyku laboratuvarlarında kullanılırken, BPAP ve BPAP ST gibi cihazlar evlerde ve hastanelerin muhtelif bölümlerinde kullanılmaktadır. Hatta bazı hastanelerin yoğun bakımlarında BPAP ve BPAP ST gibi cihazlar tercih edilir. Çoğunlukla evde kullanıldığı için hastanın yanında sürekli olarak tıbbi veya teknik personel bulunmayacaktır. Hassas olan bu cihazları sorunsuz şekilde kullanabilmek için çok dikkatli olmak gerekir. Cihazlarla birlikte kullanılan aksesuarların temizlik ve bakımı çok önemlidir. Düzenli olarak gerekli kontroller yapılmalıdır. Bu cihazlarda belirli sürelerle değişmesi gereken aksesuarlar da vardır. Bu yazımda CPAP veya BPAP gibi cihazları kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı püf noktalarından bahsedeceğim. Böylece olası yaşanacak problemlerin önüne geçebilir ve yaşadığınız sorunları çözebilirsiniz. Bunlar, solunumla ilgili cihazlar olduğu için uzman kişilerden destek almalısınız. En az şekilde sorun yaşıyor olmanız tedavinizin kesintisiz ve sürekli olmasını sağlayacaktır. Bu nedenle kullandığınız cihazları iyi tanımanız ve çalışma şeklini sürekli takip etmeniz gerekir.

Bu tip cihazlar çok hassastır ve kullanırken çok dikkatli olmak gerekir. Cihazlar genelikle evde kullanıldığı için sürekli olarak yanınızda tıbbi veya teknik personel bulunmayacaktır. Yani anında destek alabileceğiniz birisi olmayacaktır. Bu nedenle yaşadığınız sorunları öncelikle kendi başınıza çözmek zorunda kalabilirsiniz. Hastayla ilgili acil bir durumda 112 Acil Servis aranmalıdır. Acil servis yetkililerine telefon üzerinden hastanın durumu ve kullandığı cihazlarla ilgili detaylı bilgi aktarılmalıdır. Böylece acil müdahale yapacak ekip adrese ulaştığında ne tip bir olguyla karşılaşacağını bilecektir. Bu da hastaya müdahale süresini kısaltır.

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

Cihazlar ortamdaki havayı emerek basınçlı hava oluşturduğu için bez, plastik, halı ve benzeri malzemelerin üzerine konulmamalıdır. Bu tip yüzeyler cihazların yeterli seviyede hava alamamasına neden olabilir, böylece cihazlar aşırı ısınarak arızalanabilir. Ayrıca yetersiz hava nedeniyle cihazlar solunum uygulamasını olması gerektiği şekilde gerçekleştiremez ve bu da sağlık açısından tehlike oluşturabilir. Özellikle halı gibi döşemeler üzerinde çalıştırılan cihazların filtreleri normale göre çok daha hızlı şekilde tıkanır. Filtrelerin tıkanması nedeniyle yeterli hava alamayan cihazlar verimli şekilde çalışmaz. Hatta normalden fazla ısınarak arızalanabilir. Ayrıca halı benzeri döşemelerde, diğer döşemelere kıyasla bakteriler, daha fazla çoğalabilir. Bunlar cihazdan geçerek hastaya ulaşabilir, enfeksiyonlara ve farklı sağlık sorunlarına sebep olabilir. Cihazlar dış ortamdaki havayı kullandığı için düz tahta zeminde, rahat hava alacak konumda ve aşırı ısınmayacak bir yerde kullanılmalıdır. Cihazın üzeri kapatılmamalıdır.

Cihazın filtresi dört günde bir duru su ile yıkanmalı, kurutulup tekrar yerine takılmalıdır. Islak şekilde takılırsa cihazın içine giden nem sebebiyle arıza oluşabilir. Dört gün süresini, genel olarak bakıldığında ortalama olarak belirtiyorum. Her cihazın filtresi özel olarak üretilmiştir ve farklı sürelerde değiştirilmesi gerekir. Marka ve modele göre yıkanabilen ve yıkanamayan filtreler vardır. Bu detayları cihazın kullanım kılavuzundan öğrenebilirsiniz. Filtre değişimi veya temizliği düzenli yapılmazsa cihazın dış ortamdan alacağı hava miktarı azalır ve bu durum tedaviyi olumsuz şekilde etkileyebilir. Ayrıca cihazlarda mutlaka orijinal filtre kullanılmalıdır. Orijinal filtre kullanılmadığı ve zamanında değiştirilmediği takdirde cihaz arızalanabilir ve bu durumda garanti kapsamı dışı kalabilir. Cihaz doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalı ve hijyen açısından tozlu ve açık alanlarda kullanılmamalıdır.

Cihaz, soba ve kalorifer benzeri ısıtıcıların yakınına konulmamalıdır. Sıcak ortam cihazların çalışmasını olumsuz etkiler. Zaten ısınan cihaz motoru, ısıtıcı yakınındayken normalden daha fazla ısınacaktır. Bu durum cihazların bir süre sonra arızalanmasına neden olabilir. Böyle bir durumda cihaz garanti kapsamı dışında da kalabilir ve kullanıcıya masraf açabilir. Ayrıca cihazın pili varsa sıcaklıktan dolayı ömrü kısalır.

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

Bu cihazlar çok hassastır, en ufak manyetik alanlar dahi (örneğin: TV, radyo, cep telefonu vb.) cihazların elektriksel sinyallerini bozabilir ve kullanıcının sağlığını tehlikeye sokabilir. Teknoloji geliştikçe bu cihazlar da oldukça güvenlikli şekilde üretilmeye başlanmıştır. Yine de elektronik cihazdır ve kendimiz için gereken güvenlik önlemlerini almalıyız.

CPAP-BPAP cihazlarına hiç bir şekilde sıvı temas ettirilmemelidir ve banyo gibi buharlı veya nemli ortamlarda tutulmamalıdır. Bu durumda cihazın içine sıvı kaçabilir veya nemden dolayı elektronik parçalarda arıza oluşabilir. Böyle bir durumda cihaz garanti kapsamı dışında kalabilir.

Cihazın nemlendirici haznesine su koymadan cihaz çalıştırılacaksa ısıtıcı seviyesi “OFF” konumuna getirilmelidir, yani kapatılmalıdır. Hazne içinde su bulunmuyorken ısıtıcı özelliği açılırsa, cihaz gereksiz yere aşırı şekilde ısınacaktır ve bu durum tehlikeli hale dönüşebilir. Elektrik kabloları aşırı ısınmadan dolayı eriyebilir. Kısa devre olursa cihazın kullanıldığı yerde yangın tehlikesi oluşabilir. Eğer cihaz kullanıcısı yatağa bağımlı bir hastaysa oluşabilecek bir yangından kaçamaz ve can kayıpları oluşabilir. Bu tehlikelerin önlenmesi için kullanılan kabloların ve elektrik tesisatının kaliteli olmasını öneriyorum. Ayrıca bu riskleri en aza indirecek önlemleri de almamız gerekir.

Cihaz düşmeyecek bir yere konulmalıdır. Cihazların içlerinde hassas valf sistemleri ve sensörler vardır. Düşme, çarpma gibi olaylarda bu parçalar zarar görür. Böyle bir durumda cihaz garanti kapsamı dışı kalabilir. Cihazın düşmesini engellemek amacıyla, bulunduğu yere kemer veya kayış vasıtasıyla sabitlenebilir.

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

Cihazda kullanılan solunum devresi (hortumu) hijyen açısından iki günde bir özel dezenfektan mendiller veya spreyler ile temizlenmelidir. Kullanılan maskenin temizliği de her uykudan sonra aynı şekilde yapılmalıdır. Özel dezenfektan ürünler hem maske ve hortum üzerindeki vücut yağını ve kirini yok eder hem de zararlı mikroorganizma oluşumunu engeller. Bu temizlik sayesinde aksesuarları yıpratıcı ögeler uzaklaştırıldığı için, maske ve hortum kullanıcısına daha uzun süre hizmet eder. Bu temizleyiciler organik maddelerden üretildikleri için solunumla akciğerlere alınması herhangi bir sağlık sorunu oluşturmayacaktır.

Cihazda kullanılan sarf malzemeler ve kablolar kıvrılmamalı ve sıkıştırılmamalıdır. Solunum devresi (hortumu) maskeye ve cihaza bağlanırken dikkat edilmelidir. Cihaz ve maske üzerindeki parçalar hassas ve kırılgan olabilir, bu nedenle solunum devresi yavaşça takılıp çıkarılmalıdır. Solunum devresi (hortumu) delinirse veya koparsa mutlaka hemen yenisiyle değiştirin. Delinen veya kopan yeri bant veya silikon gibi ürünlerle yapıştırmaya çalışmayın. Bu malzemelerin yaydığı koku solunum yollarınıza zarar verebilir. Her ihtimale karşı mutlaka yeni bir solunum devresi (hortumu) yedekte bulundurmalısınız. Ayrıca bazı cihazlarda sensörlü hortumlar kullanılmaktadır. Cihazda sensörlü devre kullanılması gerekiyorsa, ancak sensörsüz kullanılırsa ya cihaz hiç çalışmayacaktır ya da yanlış basınçlarla solunum desteği vermeye çalışacaktır. Bu durumda da akciğerlerinizin zarar görme riski vardır.

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

Yeni maske veya solunum devresi (hortumu) almadan önce teknik servise danışmalısınız. Cihaza uygun olan aksesuarlarla ilgili sizi yönlendireceklerdir. Yeni solunum devresi (hortumu) veya maske aldığınızda, cihazın maske ve devre kalibrasyon özelliği varsa, mutlaka teknik servise bu işlemi yaptırın. Böylece cihaz yeni solunum devresini ve maskeyi tanır, kullanıcıya gönderilen hava devreden ve maskeden geçerken basınç ve akış kaybı yaşanmaz. Doğru basınçlarla tedavinize devam edilir.

Maskenizi yüzünüze hava kaçağı yapmayacak şekilde ve sıkılıkta oturtunuz. Uyurken sağa ve sola dönüşlerinizde maskeniz hareket edebilir ve hava kaçağı oluşabilir, bu durum sizi rahatsız edebilir ve uyandırabilir. En doğru maske sıkılığını ancak kullanıcılar kendileri ayarlayabilirler. Bazı cihazlarda, maskeden hava kaçağı oluşunca alarm verme özelliği vardır. Bu tip bir cihaz tercih ederseniz hava kaçağıyla ilgili sorunları en aza indirebilirsiniz.

Maskenizin üzerindeki hava tahliye deliklerini kapatmamalısınız. Akciğerlerden dışarı verilen hava bu deliklerden atılır. Bu delikler kapatılırsa dışarı verdiğiniz karbondioksit gazını tekrar solursunuz. Kanınızdaki karbondioksit miktarı yükselir ve kan gazı değerleriniz değişir. Bu tehlikeli bir durumdur. Kullanıcı karbondioksit zehirlenmesi dahi yaşayabilir.

Nemlendirme haznesine, üzerinde bulunan maksimum seviyeye kadar kireçsiz su koyulması gerekir. Maksimum seviyenin üzerine çıkılırsa büyük ihtimalle kullanıcıya solunum devresi (hortumu) ve maske vasıtasıyla su damlacıkları gidecektir ve bu durum ciddi şekilde rahatsızlık verebilir. Ayrıca su damlacıkları solunum devresinde birikerek havanın geçişini engelleyebilir. Böyle bir durumda cihaz daha sesli şekilde çalışacaktır. Cihazın uyguladığı basınç değerleri de değişeceği için tedavi olumsuz olarak etkilenebilir. Bu durum, kayıt özelliği olan cihazlardan çıktı alındığında net bir şekilde fark edilebilir. Cihazdan analiz raporu alındığında hortumda biriken su nedeniyle gerçekçi olmayan tıkanıklık ve yükselen basınç parametreleri görüntülenecektir. Bazen de fazla koyulan su cihazın içine kaçabilmektedir. Cihaza sıvı kaçması riskinin önüne geçmek için nemlendirici haznesinin maksimum seviyesine kadar su koyulmalıdır. Hastaya ulaşan havanın yeterince nemli olması için de haznenin içindeki suyun minimum seviyenin altında olmadığından emin olmalısınız. Aksi halde hastanın burnunda, boğazında ve akciğerlerinde oluşan kuruma nedeniyle öksürük ve benzeri şikayetler oluşabilir. Hastalar bu nedenle cihaz kullanımına sıklıkla ara vermek zorunda kalmaktadır. Bu da tedavi sürecini olumsuz şekilde etkiler. Haznenin içinde bulunan suyun her gün yenilenmesi gerekir. Aksi halde suyun içinde bakteri oluşabilir ve hastanın enfeksiyon kapmasına neden olabilir. Ayrıca cihazın nemlendirme haznesi haftada bir su ile seyreltilmiş elma sirkesiyle temizlenebilir. Böylece kireçlenme engellenir.

CPAP-BPAP Cihazlarını Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

Maske ve solunum devresinde su damlacıklarının oluşmasının bir sebebi de doğru yapılmamış nemlendirme ayarıdır. Özellikle soğuk günlerde bu sorunla karşılaşılır. Bunun sebebi nemlendiriciden sıcak çıkan su buharının, solunum devresinden geçerken sıcaklık farkından dolayı yoğunlaşması ve sıvı hal almasıdır. Bu durumun birkaç çözümü vardır. Birinci çözüm nemlendiricinin ısıtıcı ayarının düşürülmesidir. Diğer çözüm ise ısıtıcı özellikli solunum devresi (hortumu) kullanılabilen cihaz almaktır. Bu tip cihazlara içinde ısıtıcı tel olan solunum hortumu bağlanabilmektedir. Isıtıcı telin sıcaklık seviyesi bazı cihazlarda sabit bazılarında ayarlanabilmektedir. Isınan hortum, içinden geçen havanın yoğunlaşmasını engeller su damlacıkları oluşmaz.

Cihaz kullanılmadığı zaman su kaçması tehlikesine karşı nemlendirme haznesindeki su boşaltılmalı ve hazne kurutulmalıdır. Hazne içinde su varsa cihaz taşınmamalıdır. Cihazın kullanılmadığı süre boyunca hazne cihazdan sökülmeli ve boş şekilde muhafaza edilmelidir. Nemlendirici haznesini cihazdan ayırırken ve cihaza takarken dikkat edilmelidir. Haznenin içindeki suyun dışarı dökülmesini ve hazneyi yerine tam oturtup hava kaçağını engellemek için dikkatli şekilde işlem yapmak gerekir. Hazne yerine tam olarak yerleşmediyse hava kaçağı olacaktır ve cihaz doğru şekilde çalışmayacaktır. Böyle bir durumda bağlantıların en baştan düzgün bir şekilde yapılması gerekmektedir. Nemlendirici hazne dolu olarak cihaz üzerinde veya yakınında bulundurulursa, kullanım şeklini bilmeyen birisi yanlışlıkla cihazın içine sıvı kaçmasına neden olabilir. Hazneyi yanlış şekilde cihaza takabilir veya içindeki sıvının cihazın üzerine dökülmesine neden olabilir. Bu tehlikeleri önlemek için CPAP-BPAP cihazlarını kullanmıyorken veya taşıma esnasında mutlaka nemlendirme haznesini sökmek gerekir. Cihazın içine sıvı kaçtığı takdirde arızaya sebebiyet verebilir ve bu durumda cihaz garanti kapsamı dışında kalabilir.

Nemlendiriciden su kaçma riskine karşı bazı üreticiler bu konuda güvenlikli cihazlar üretmektedir. Bu cihazlarda hazne tasarımı dışarı su sızdırmayacak şekilde yapılmaktadır. Yeni tasarımlı bu cihazlar sayesinde cihaza sıvı kaçma riski oldukça azalır, yine de risk her zaman vardır. Bu tip cihazları tercih etseniz bile güvenlik önlemlerini mutlaka almalısınız.

Bazı cihazlar maske veya filtre değişimi ya da cihazın teknik servis kontrolüne götürülmesi gerektiği konusunda uyarılar verir. Bu sürelerin bazıları kullanıcı tarafından değiştirilebildiği gibi, sadece teknik servis tarafından değiştirilebilen ayarlar da vardır. Marka ve modele göre bu özellikler değişmektedir. Hatta cihaz arıza yaptığında bazı cihazlar arıza kodunu ekranda göstermektedir. Genellikle yeni üretilen cihazlar da bu özellikler bulunmaktadır. Bazı model cihazlarda hatırlatma özelliği bulunmayabilir. Gerekli uyarı ve hatırlatma kodlarını kullanım kılavuzundan incelemenizi tavsiye ederim. Sorunların çözümü için bazı cihazların kullanım kılavuzlarında öneriler de bulunmaktadır. Böylece olası arızaların önüne geçersiniz ve tedavinin sürekliliğini sağlarsınız.

Normal koşullarda cihaz, fişe takıldıktan sonra, üzerinde bulunan açma-kapama düğmesiyle çalıştırılır. Bazı kullanıcılar cihazı sürekli açık konumda bırakıyorlar ve direkt olarak fişi takıp sökerek cihazı açıp kapatıyorlar. Bu yanlış bir kullanım şeklidir. Onun yerine cihaz kısa süreli olarak kapalı kalacaksa elektrikten hiç ayrılmadan açma-kapama düğmesiyle kapatılmalıdır ve bu şekilde bekletilmelidir. Uzun süreyle kapalı kalacaksa öncelikle açma-kapama düğmesiyle kapatılmalı sonrasında fişi çekilmelidir. Çalıştırırken de öncelikle cihazın fişi takılmalı sonrasında açma-kapama düğmesiyle cihaz çalıştırılmalıdır. Cihaz, kullanılmadığı zaman (lavaboya kalkıldığında vb.) kapalı tutulmalıdır.

Auto-on ve auto-off özelliği olan yani kullanıcı maskeyi takıp nefes aldığında çalışmaya başlayan ve maskeyi çıkardığında duran cihazlar da vardır. Bu özellik cihaz üzerinden açılıp kapatılabilir. Faydalı bir fonksiyon gibi görünse de kalite seviyesi düşük olan cihazlarda bir sorun haline dönüşmektedir. Sensör hassasiyeti iyi olmayan cihazlarda bu özellik doğru şekilde çalışmamaktadır. Çoğu zaman otomatik olarak başlamaz veya durmaz. Hatta uyku sırasında maske takılıyken kendiliğinden duran ve tekrar çalışmayan cihazlar olduğu konusunda şikayetler alıyorum. Bu özellik mutlaka olsun isteniyorsa kaliteli ve yeni üretilen cihazlar tercih edilmesinde fayda vardır.

Cihazın hafıza özelliği var ise periyodik olarak teknik servisinizden analiz çıktılarını alınız ve hekiminize kontrole gidiniz.

Cihazınız üç ayda bir teknik servise götürülerek kontrol ettirilmelidir. Bu kontrol esnasında teknik servisten cihazınıza bakım ve kalibrasyon yapmasını isteyin. Böylece oluşabilecek arızalar önceden tespit edilebilir. Bakım yapılan cihazın filtreleri değişir ve cihazın içi temizlenir, sağlığınız açısından bu önemlidir. Ayrıca basınç kalibrasyonu sayesinde cihazın yıpranmasıyla doğru orantılı basınç kayıpları düzeltilir, kullanıcı tam ve doğru basınçlar ile tedavisine devam eder.

Cihazın parametreleri tıbbi veya teknik ekibe danışmadan değiştirilmemelidir. Hekiminizin önerdiği, tedaviniz için gerekli basınç değerleri uygulanmalıdır. Bular genellikle rapor veya reçete üzerinde yazar. Eğer yazmıyorsa doktorunuza sormalı ve bir yere kaydetmelisiniz. Ayrıca hastanın günde kaç saat kullanması gerektiği de hekim tarafından belirtilir. CPAP-BPAP cihazları hekimin belirttiği koşullara uygun şekilde kullanılmalıdır. Aksi halde sağlık sorunları yaşanabilir. Hastanın sağlığı ve tedavinin sürekliliği için doktor önerilerine mutlaka uyulması gerekir.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü

Bugün “3 Aralık Dünya Engelliler Günü“. Türkiye’de 8,5 milyon kadar engelli vatandaşımız bulunmakta. Bu vatandaşlarımız maalesef sağlık, eğitim ve istihdam yönünden eşitsizliğe maruz kalmaktadır. Bunun önüne geçebilmek elbette hepimizin isteğidir.

Biz Sesan Ailesi olarak bugün, engelli vatandaşlarımızın da haklarının olduğunu tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Uyku Apnesi Nedir?

Uyku Apnesi Nedir?

Uyku apnesi, sadece apne olarak da bilinir, uyku sırasındaki solunum durmalarından kaynaklanan ve uyku düzeninin bozulmasına sebep olan önemli bir hastalıktır. Bu hastalık, uykuda solunumun en az 10 saniye süreyle durması şeklinde tanımlanır. Solunum durunca kandaki oksijen miktarı azalır ve karbondioksit miktarı artar. En önemli belirtilerinden birisi horlamadır ancak her horlayan kişide uyku apnesi olmayabilir. Sadece horlama bile hava akışının kısıtlanmasına neden olur. Bu da yeterli seviyede nefes alıp vermeyi olumsuz etkiler ve kalp krizi riskini arttırır. Uyku apnesi, hasta ve ailesi tarafından tespit edilmek istenirse horlamayla birlikte diğer belirtilerin de olup olmadığına dikkat edilmelidir. Bu hastalık sağlıklı bir yaşam için ciddi derecede önem taşır. Gündüz saatlerinde uykusuzluk ve konsantrasyon eksikliği gibi sorunlara yol açan rahatsızlık, yaşam kalitesini de olumsuz yönde etkiler.

Yaşam kalitesini ne kadar olumsuz yönde etkilediğini uyku apnesi olan kişilere sorarsak net olarak anlayabiliriz. Yıllardır birçok hastayla görüştüm. Çoğu da ileri seviyede uyku apnesi hastasıydı. Bu kişilerin ortak şikayetleri horlama, gece sık tuvalete kalkma, yeteri kadar kaliteli uyku uyuyamama ve gündüz uykusuzluk olmaktadır. Ayrıca uyanamama sorunu da yaşarlar. Hasta kaliteli şekilde uyuyamadığı için çalışırken veya sosyal hayat içinde uykulu haliyle dikkat çeker. Uyuklama ve dikkat dağınıklığı nedeniyle bir süre sonra hayat çekilmez bir hal alabilir.

Uyku Apnesi Nedir?

Uyku apnesi genellikle horlama şikayetiyle ortaya çıkar. Günümüzde en ciddi sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilir. Uyku esnasında, özellikle üst solunum yollarının tıkanmasıyla nefes alamamaya neden olur. Ayrıca kişi uykudayken sinir sisteminin solunum kaslarını yeteri kadar kontrol edememesinden kaynaklı da oluşabilir. Her iki tipteki apne durumu birlikte veya art arda yaşanabilir. Bunlar uyku apnesinin çeşitleridir.

Vücutta oluşma yerine ve şekline göre kategorilere ayrılabilen uyku apnesinin en çok görüleni tıkayıcı uyku apnesidir (OSAS). Tıkayıcı uyku apnesinin karakteristik özelliği solunum yollarında fiziksel bir tıkanıklığa neden olmasıdır. Bunun nedeni, özellikle üst solunum yollarındaki dokularla ilgilidir. Bu konuda ameliyatla tamamen çözüm bulan hastalar olduğu gibi, ameliyat olup bir süre sonra tekrar uyku apnesi yaşayan kişiler de mevcuttur. Ameliyat olan birçok kişiyle görüştüm. Çoğu, bir süre hastalıktan kurtulduklarını ancak 1-2 yıl sonra tekrar aynı sorunları yaşadıklarını belirtiyorlar. Bunun dışında tamamen hastalıktan kurtulanlar da var. Ameliyatla tedavi kararını verebilmek için farklı birkaç uyku uzmanına muayene olmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Tıkayıcı uyku apnesinin, üst solunum yollarında oluşan fiziksel tıkanıklıktan kaynaklandığını belirtmiştim. Bunun sebebi çoğunlukla dil kökü, damağın yumuşak bölümleri ve bademcikler gibi dokular olmaktadır. Ayrıca farklı fizyolojik sorunlar nedeniyle de tıkanıklık oluşabilmektedir. Yer çekimi ve yaştan dolayı boyun bölgesindeki dokularda sarkma meydana gelebilir. Bu da tıkanıklığın artmasına neden olabilir. Özellikle yağlı ve kalın boyun yapısına sahip kişilerde tıkayıcı uyku apnesi daha fazla görülebilir. Tıkayıcı uyku apnesi oluştuğu anda solunum çabası devam eder. Kaslar, bir yandan beyinden gelen sinyaller nedeniyle soluk alıp vermeye çalışır, diğer yandan solunum yolunda oluşan tıkanıklık nedeniyle akciğerlere hava ulaşmaz. Bu nedenle beyin dokularına giden kanda oksijen oranı azalır. Beyin çoğu zaman bunu algılar ve uyku derinliğini azaltarak solunumun tekrar normal hale dönmesini sağlamaya çalışır. Kişi bu durumda genellikle yüksek sesli bir homurdanmayla birlikte eski şekilde nefes alıp vermeye devam eder. Hasta çoğu zaman tamamen uyanmaz ve solunum normale döndüğünde uykusu tekrar derinleşmeye başlar. Bazen uyku derinliği, bazen de yatış pozisyonundan dolayı tüm gece boyunca defalarca solunum durması yaşanabilir. Yeterli süre derin uykuda kalamayan kişi uyandığında kendini dinlenmiş olarak hissetmez.

Uyku Apnesi Nedir?

Tıkayıcı uyku apnesinin tedavisi için birkaç yöntem vardır. Bunlardan bir tanesi az önce belirttiğim ameliyat yöntemidir. Diğeri ağız içi aparatlardır. Bunlar alt çeneyi öne çeker ve solunum yolunun açık kalmasını sağlar. Genellikle hafif ve orta dereceli uyku apnesi sendromunda ve horlamanın kesilmesinde etkili olduğu söylenmektedir. Üçüncü yöntemse PAP (positive airway pressure) tedavisidir. PAP tedavisi diğerlerine göre daha etkin olduğu için daha yoğun kullanılmaktadır ve en az yan etkiye sahip olandır. Doktorun önerdiği solunum cihazı hastalık devam ettiği sürece kullanılmalıdır. Bu hastalıkta genellikle tamamen iyileşme yoktur. PAP tedavisi uygulanıyorsa kişi genellikle yaşamı boyunca solunum cihazını her uykuda kullanılır. Bazı dönemlerde tedavi için ihtiyaç olan parametreler doktor tarafından değiştirilebilir. Bu durum hastanın fizyolojik yapısının ve hastalık seviyesinin değişmesiyle ilgilidir. Özellikle şişman olan uyku apnesi hastalarından bazıları kilo verdikçe hastalığın etkilerinin azaldığını belirtiyor. Ayrıca cihaz kullanmaya başladıktan sonra kilo verebilen kişi sayısı da oldukça fazladır.

Çocukluktan itibaren yaşanan enfeksiyonlar üst solunum yollarının aşırı derecede yıpranmasına neden olabilir. Bu tip kişilerde tıkayıcı uyku apnesine neden olan sorunlar daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Hastalık sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da görülebilir. Yapılan araştırmalara göre dünya genelinde çocukların % 2’sinde uyku apnesi görülmektedir. Uyku apnesi bir sendrom hastalığı olduğu için farklı nedenlerle ve farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Her uyku apnesi belirtisinin sonucunda bu hastalık olmayacağı gibi, hastalık oluştuktan sonraki tedavi süreçleri de her hasta için farklı olabilir.

Uyku Apnesi Nedir?

Diğer uyku apnesi çeşidiyse sinir sistemiyle ilgili olan merkezi uyku apnesidir. Buna santral uyku apnesi (CSAS) de denir. Tıkayıcı uyku apnesine göre daha az görülür. Merkezi sinir sisteminin solunum kaslarına doğru şekilde sinyal gönderememesi nedeniyle oluşur. Kendi içinde sınıflandırılabilir. Primer santral uyku apnesi, Cheyne-Stokes solunumuna bağlı santral uyku apnesi ve benzeri birkaç çeşidi vardır. Ayrıca bunların tedavi yöntemleri de farklılık gösterebilir. Genellikle PAP (positive airway pressure) tedavisi, özellikle ASV adı verilen solunum cihazlarının kullanılması önerilmektedir. Kullanılması gereken cihaz çeşidi ve parametreler bir hekim tarafından belirlenmeli ve hasta, doktorun belirlediği şekilde cihazı kullanmalıdır. Bunun dışında farklı tedavi yöntemleri de vardır. Santral uyku apnesinin tedavilerini şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Oksijen tedavisi
  • Karbondioksit inhalasyonu
  • Solunum stimülanları
  • PAP tedavisi
  • Frenik sinir stimülasyonu
  • Kardiyak müdahaleler

 

Bunlardan hangisinin ne şekilde uygulanacağı hastalığın durumuna göre hekimler tarafından belirlenir.

Uyku apnesinin neden olabileceği birçok rahatsızlık söz konusudur. Bunlardan birisi hipertansiyon hastalığıdır. Hipertansiyon ile uyku apnesi arasında direkt bir ilişki tespit edilmemiş olmasına rağmen apne hastalarının % 35’inde hipertansiyon bulguları görülür. Bu da dolaylı şekilde etkisi olduğunu göstermektedir. Uyku apnesi bir sendrom hastalığı olduğu için, farklı rahatsızlıklar bir araya geldiğinde nasıl bu hastalığı oluşturabiliyorsa, uyku apnesi olan kişide de farklı hastalıklar görülebilir. Oksijensiz kalan ve uykusunu tam olarak alamayan kişilerde stres artar ve bu nedenle farklı hastalıklar ortaya çıkmaya başlar. Bunlardan bazıları kanser, diyabet, obezite gibi kronik hastalıklar olmaktadır.

Uyku Apnesi Nedir?

Alınacak basit tedbirlerle uyku apnesi ve buna bağlı sorunların etkilerini azaltmak mümkündür. Bunlardan en önemlileri fiziksel aktivitenin ve sağlıklı beslenme kültürünün hayatımızın odak noktasında olmasıdır. Bunun için zaten hasta olmaya gerek yok, herkesin uygulaması gereken bir standarttır. Ancak toplum olarak nedense uygulamıyoruz. Kilonun normal seviyelere inmesiyle birlikte hastalığın neden olduğu sorunlar azalmaya başlayacaktır. Ayrıca alkol ve sigara kullanımı da bu hastalığı olumsuz şekilde etkilemektedir. Sırt üstü yatmamak ve uygun yastık seçimi belirtilerin azalmasına yardımcı olabilir.

En Sık Görülen Uyku Apnesi Belirtileri

Uyku boyunca solunumun sıklıkla durması bu hastalığı işaret eden en önemli bulgudur. Ayrıca bu duruma çoğunlukla horlama da eşlik eder. Uyku sırasında huzursuzluk, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, terleme ve horlama uyku apnesi belirtileri arasındadır. Uyku sonrasındaki belirtileriyse baş ağrısı, uyuklama, depresyon, konsantrasyon eksikliği ve uykudan yorgun uyanma olabilmektedir. Uykuda ani ölümlerin ve kalp krizinin bu hastalıktan kaynaklanabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca kilo vermede yaşanan zorluğun altında da uyku apnesi olabileceği göz ardı edilmemelidir. Özellikle uyku esnasında vücuttaki oksijenin azalması nedeniyle yağ yakımı azalacaktır ve oksijensizlikten dolayı stres oluşacaktır. Bu nedenle de kişi kilo veremeyebilir, hatta vücuttaki yağlanma artabilir.

24 Kasım Öğretmenler Günü

24 Kasım Öğretmenler Günü

Öğretmenlik sadece bir meslek değil yaşam biçimidir. Değerli öğretmenlerimiz hayatları boyunca pek çok insana bir şeyler öğretir. Bunun manevi karşılığını belirlemek oldukça zordur. Öğretmenlik, fedakarlık ve emek demektir, ayrıca hayat boyunca mukaddes bir amaca hizmet etmek demektir. İnsanların küçük yaşlardan itibaren karşılarındaki en önemli örnek, her zaman öğretmenler olmuştur. Öğretmenler insanlığa hep önderlik etmişlerdir. Öğretmen toplumun mimarıdır, insana yapılan manevi yatırımın en önemli bileşenidir.

Öğretmenler, çocuklara ve gençlere örnek oldukları gibi, onların hayattaki hedeflerini belirlemelerinde de önemli rol oynarlar. Bu serüvende yani hayatın en önemli süreçlerinde, hep yanımızda olanlar ailemiz ve öğretmenlerimiz olmuştur. Bu kişiler, gelecek için en önemli adımların atılmasına destek olurlar. Öğretmenler, gün gelir anne baba şefkati gösterirler, canla başla çalışırlar ve öğrencilerini geleceğe hazırlamak için onurlu yaşamayı ve erdemli olmayı öğretirler. Bazı çocukların kahramanı, gençlerin de örnek aldıkları kişiler olurlar.

Öğretmenler, mutlu ve sağlıklı yarınlar için en büyük ışık kaynağıdır. Bu mesleğe gerekli itibarın herkes tarafından gösterilmesi gerektiğini hatırlatmak istiyoruz. Sesan Ailesi olarak, tüm öğretmenlerin ve kendini eğitime adamış herkesin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Ülkemizde tıbbi cihazların satılabilmesi için bazı kriterler mevcuttur. Sağlık Bakanlığı, tıbbi cihazların piyasaya sunulmasında temel olarak iki kritere dikkat etmektedir. Bunlar, teknik düzenlemeye uygunluk ve güvenilirliktir. Bu iki unsurun alt başlıklarının genişletilmesi mümkündür.

Kısaca değinmek gerekirse, teknik düzenlemeye uygunluk şu anlama gelir: Cihazın yapımı ve belgelendirme sürecinde alınması gereken bazı sertifikalar vardır. Süreç içinde gerekli kontrollerin yapılıp bu belgelerin mutlaka alınmış olması gerekir. Sertifikaların eksik olması veya hiç olmaması, tıbbi cihazın üzerinde ve kutusunda bulunması gereken etiketlerin olmaması, ayrıca kullanım kılavuzunun bulunmaması gibi nedenlerle cihazların satılmasına izin verilmez. Her kriterin alt kırılımları da mevcuttur. Örneğin kullanım kılavuzunun Türkçe olması gerekir. Cihazda ve kutusunda bulunması gereken etiket üzerinde elektriksel gereksinim ve üretim yeri gibi bilgilerin yazılması şarttır. Ayrıca cihazın garanti belgesinin de bulunması gerekir. Bunun gibi birçok alt detay mevcuttur. Bu bilgilerden herhangi birisi eksik olursa tıbbi cihazın piyasaya sunulmasına izin verilmemektedir.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Özellikle hastanelerde bulunan bazı tıbbi cihazların satışının yapılabilmesi için sadece teknik mevzuata uygun olması yetmez. Bu cihazları kullanacak olan uzmanların da yeterli düzeyde eğitim almış olması gerekebilir. Bazı cihazlar ileri derecede bilgi ve deneyim gerektirebilir. Bunları kullanacak veya hasta üzerinde uygulama yapacak kişilerin de hastanede çalışıyor olması gerekebilir. Ayrıca hastanede belirli uzmanlıkta hekimlerin bulunması ve cihazların bu hekimler tarafından kullanılması gerekebilir. Bu detaylar kanuni mevzuatlar çerçevesinde uygulanır.

Güvenilirlik hakkında anlatılmak istenenler de şunlardır: Öncelikle tıbbi cihazın kullanım alanına göre yeterliliğinin test edilmiş olması gerekir. Ayrıca kullanıldığında sağlayacağı fayda da belgelendirilmelidir. Bahsettiğim testlerin yapılmış ve gerekli belgelerin alınmış olması bazen yeterli olmamaktadır. Bazı ürünler piyasaya sürüldükten sonra güvenilirliğini kaybedebilir. Bu nedenle tıbbi cihazların üretim süreci hassas bir şekilde planlanmalı ve satışı yapıldıktan sonra da yeterlilik testleri düzenli olarak yapılmalıdır. Bir tüketici olarak konuyu ele alırsak, özellikle geliştirmeye açık şekilde üretilen tıbbi cihazlar tercih edilmelidir. Bu tip cihazlar sonradan yapılabilen yazılım veya donanım güncellemeleriyle yeni özellikler kazanabilir. Böylece ihtiyaçlar değiştikçe cihazlar geliştirilebilir ve tüketici yeni özellikler için yeni cihaz almak zorunda kalmaz.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Son yıllarda dünya genelinde Avrupa Birliği’nin standartlarına uygun şekilde üretim yöntemleri kabul edilmeye başlanmıştır. Ülkemizde de bu uygulamalar hayata geçirilmiştir. Tıbbi cihazların güvenilirliğinin kabul edilebilmesi için AB standartlarında bulunan ilgili kısımlara uygun olması gerekir. Bu uygunluğun, cihazlar piyasaya sürüldükten sonra da korunuyor olması gerekir. Böylece tıbbi cihaz yönetmeliğinin şartları yerine getirilmiş olur. Aksi halde piyasada satılan tıbbi cihazlara verilen izinler iptal edilebilir ve şartlara tekrar uygun hale getirilmesi istenir. Hatta bazı durumlarda cihazlar piyasadan geri toplatılabilir.

Ülkemizde tıbbi cihaz denetimlerini Sağlık Bakanlığı’na bağlı yetkililer gerçekleştirir. Özellikle, bu konuda yetkili merci Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’dur. Yapılan kontroller ve denetimler, ilgili kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde olmalıdır. Tüm üreticiler ve ithalatçılar, cihazları satışa sunmadan önce gerekli kanuni prosedürleri uygulamakla mükelleftir. İlgili mevzuatı iyi bilmek ve eksiksiz uygulamak gerekir. Bu da firmaların, yanlış kontrol ve denetimlerden korunmalarını sağlayacaktır. Markaların uzun süre fayda sağlayan ürünleri de tüketici tarafından kaliteli ve güvenilir olarak kabul edilecektir. Bu durum markaya duyulan güveni artıracaktır.

Bir tüketici açısından konuyu ele alırsak, kanuni mevzuatlara uygun ve güvenilir olarak kabul edilmiş markaların ürünlerini tercih etmek sağlığımız açısından oldukça önemlidir. Yanlış tercihler geri dönülmez şekilde maddi ve manevi zararlara yol açabilir. Özellikle tıbbi cihazlar vücut içinde veya dışında kullanılabildiği ve direkt olarak sağlığımıza etki ettiği için çok dikkat etmeliyiz. Piyasada bulunan her ürün güvenli olmayabilir. Bunun araştırmasını iyi yapmalıyız. Kanuni mevzuatlara uygun olan, güvenilir marka ürünler tercih edilirse büyük ihtimalle herhangi bir sorun yaşanmayacaktır. Aksi halde bazı zararlar görebiliriz. Bu durum hem muayene veya tedavi için gittiğimiz hastanelerdeki hem de evlerimizde kullandığımız tıbbi cihazlar için geçerlidir. Örneğin hastaneye gitmeden önce, üzerimizde kullanılacak tıbbi cihazların ne marka olduğunu ve denetimlerinin yapılıp yapılmadığını kontrol edebiliyorsak, bunları sormamız veya soruşturmamız gerekir. Bunların hasta veya ailesi tarafından araştırılıyor olması dahi hastanelerin ve üreticilerin gerekli kontrolleri önceden yapmasını sağlayacaktır. Çünkü bu kuruluşlar kanunlara uygun şekilde hareket etmeleri gerektiğini iyi bilirler ve herhangi bir şekilde şikayet edilmek istemezler.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Gerekli teknik mevzuata uygun olan tıbbi cihazların kullanılması olası riskleri azaltır. Yaşanabilecek sorunları engeller. Tıbbi cihaz almadan önce piyasa araştırması yaparak en çok tercih edilen markaları tercih etmenizi öneriyorum. Onun dışında diğer önemli husus ise cihazların satın alındığı firmalardır. Yeterli tecrübeye ve yeteneğe sahip firmalardan alışveriş yapmak ileride yaşanabilecek sorunların hızlı şekilde çözülmesini sağlayacaktır. Firmaların medikal ürün ve tıbbi cihaz satabilmesi için Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almış olması gerekir. Ruhsat alabilmek için de bazı kurallara uygun olmak şarttır. Ruhsat almış olsa da her firma her tıbbi cihazı satamayabilir. Bazı cihazların satılabilmesi için satıcı firmaların uyması gereken özel şartlar olabilmektedir. Teknik servis hizmetlerinin de verilebilmesi için özel mevzuatlar vardır. Cihazların teknik olarak kontrol ve tamir edilebilmesi için firmaların bazı ekipmanlara ve yeterli alana sahip olması gerekir. Ayrıca bu hizmetleri verecek çalışanlar da işinde uzman olmalıdır. Bazı devlet kurumları tarafından bu kriterler düzenli olarak denetlenir ve firmalara teknik servis yetkisi verilir.

Bahsettiğim kuralların çoğu kanuni zorunluluklar şeklinde firmaların karşısına çıkmaktadır ve uyulması zorunludur. Aksi halde hasta üzerinde olumsuz etkiler oluşabilir. Bir tüketici olarak da satın aldığımız tıbbi cihazların ve alışveriş yaptığımız firmaların gerekli yeteneklerinin olduğunu ve ilgili mevzuatlara uygunluğunu araştırmak zorundayız. Yanlış bir durumla karşılaştığımızda da bunu ilgili mercilere şikayet etmeliyiz. Şikayet sonrasında da işin peşinde olmalıyız, hastanelerin, üreticilerin, ithalatçıların ve satıcıların denetlenmesini sağlamalıyız.

16 Kasım Dünya KOAH Günü

16 Kasım Dünya KOAH Günü

Son zamanlarda akciğer hastalıkları toplumda çok sık görülmeye başlandı. Özellikle KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) tüm dünyayı tehdit eden bir hastalık haline geldi. Günümüzde şehirleşme ve sanayileşme en yüksek seviyelere ulaşmıştır. Bu nedenle insanlar zararlı gazlardan oldukça fazla etkilenmeye başlamıştır. Bundan 25-30 yıl kadar önceyi hatırlamaya çalışalım. Solunum hastalıkları günümüzdeki kadar yoğun değildi. Hava kirliliği nispeten daha azdı. Geçmişte daha sağlıklı koşullar mevcuttu. Günümüzde zararlı gazlardan korunabilmek neredeyse imkansız hale geldi.

Sigara gibi tütün ürünlerinin kullanımı, fabrika bacalarından çıkan gazlar, araba egzozlarından ve evlerimizde kullanılan sobalardan çıkan duman bu hastalığa en çok sebep olan nedenler arasındadır. Genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan bu hastalık nefes darlığı, öksürük ve balgam ile kendini göstermektedir. Hastalığın belirtileri gün geçtikçe artar. Bu durum sigara gibi tütün ürünlerini kullanan kişilerde daha hızlı olur. Bu hastalıktan en önemli korunma şekli sigarayı bırakmaktır. Bunun dışında zararlı gazların bulunduğu ortamlardan uzak durulması gerekir. Şehir ortamından uzaklaşmak ve havanın temiz olduğu yerlerde yaşamak faydalı olacaktır. Tabi şehirdeki hayatımızı bırakabilir miyiz? Bunu kendimize sormalıyız. Daha doğru bir tabirle “şehirdeki hayatımız mı yoksa şehirleşmiş hayatımız mı” diye sormalıyım.

KOAH’tan korunmak için özellikle akciğerlere zarar veren hastalıklardan korunmak gerekir. Çünkü bazı hastalıklar akciğer dokusunu yıpratır ve zamanla KOAH oluşması riskini artırırlar. Örneğin zatürre diğer bir adıyla pnömoni, akciğerlerde bulunan alveol olarak bilinen mikroskobik hava keseciklerini etkileyen bir iltihaplanma hastalığıdır. Bu hastalık sonucu akciğer dokuları hasar görebilir ve akciğerler kendini yenileyemeyen bir doku yapısına sahip olduğu için tekrar eski haline dönemez. İşte bu yüzden solunum hastalıkları her geçen gün daha fazla ortaya çıkmaktadır. Hasta olmadan önce gerekli tüm tedbirleri almak gerekir. Yoksa bu tip hastalıkların geri dönüşü olmamaktadır. KOAH da bunlardan biridir.

Kronik ve geri dönüşümsüz olan bu hastalığa yakalanan kişilerde en sık görülen yakınmaların nefes darlığı, öksürük ve balgam olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Ayrıca genellikle sigara içen kişilerin öksürük ve balgamı kanıksadıkları ve bu nedenle doktora başvurmadıkları da bilinir. Nefes darlığı nedeniyle fiziksel aktivite azalır. Bu tip kişiler merdiven çıkmak ve yürümek istemezler. Zamanla günlük işlerini azaltırlar. Hastanın yaşam kalitesi bozulur ve hastalığın ilerlemesi hızlanır.

Sesan Ailesi olarak 16 Kasım Dünya KOAH Günü’nde tüm dünyayı tehdit eden bu hastalıkla ilgili bilincin artmasını temenni ediyoruz. Sağlıklı beslen, fiziksel aktiviteye önem ver ve sigaradan uzak dur.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen konsantratörü cihazları, hastanelerin yoğun bakım, göğüs hastalıkları, nöroloji ve acil gibi bölümlerinde yatan hastaların evde tedavi sürecinde kullanılır. Evde kullanıldığı için hasta yanında sürekli olarak tıbbi veya teknik personel bulunmayacaktır. Hassas olan bu cihazları sorunsuz şekilde kullanabilmek için çok dikkatli olmak gerekir. Cihazlarla birlikte kullanılan aksesuarların temizlik ve bakımı çok önemlidir. Düzenli olarak gerekli kontroller yapılmalıdır. Bu cihazlarda belirli sürelerle değişmesi gereken aksesuarlar da vardır. Bu yazımda oksijen konsantratörü kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı püf noktalarından bahsedeceğim. Böylece olası yaşanacak problemlerin önüne geçebilirsiniz ve yaşadığınız sorunları çözebilirsiniz. Bunlar, solunumla ilgili cihazlar olduğu için gerekiyorsa uzman kişilerden destek almalısınız.

Cihazlardaki arızaları ve problemleri en aza indirmek için bu sayfada yazılanları lütfen dikkatlice okuyun ve uygulayın. Oksijen cihazlarını kullanırken en az şekilde sorun yaşıyor olmanız tedavinizin kesintisiz ve sürekli olmasını sağlayacaktır. Bu nedenle kullandığınız cihazları iyi tanımanız ve cihazların çalışmasını sürekli takip etmeniz gerekir.

Hasta ile ilgili acil bir durumda 112 Acil Servis aranmalıdır. Acil servis yetkililerine telefon üzerinden hastanın durumu ve kullandığı cihazlarla ilgili detaylı bilgi aktarılmalıdır. Böylece acil müdahale yapacak ekip adrese ulaştığında ne tip bir olguyla karşılaşacağını bilecektir. Bu da hastaya müdahale süresini kısaltır.

Cihazın kullanılacağı elektrik şebekesinin güçlü ve kaliteli olması gerekir. Evde en çok kullanılan solunum cihazlarından birisi olan oksijen konsantratörleri diğer solunum cihazlarından daha fazla elektrik tüketir. Ayrıca bu cihazlar ilk çalıştırıldığında normalden 2-3 kat fazla elektrik çekerler. Bu nedenle kullanılan elektrik şebekesinin güçlü ve şebekede kullanılan kabloların da kalın olması gerekir. Aksi halde cihaz ilk çalıştırıldığında yeterli elektrik cihaza ulaşmadığı için kendiliğinden kapanır. Bu durumla çok fazla karşılaşılmaktadır. Hastalar veya yakınları cihaz arızalı şeklinde şikayet ediyorlar ancak kullanılan elektrik şebekesi kontrol edildiğinde güçsüz olduğu tespit ediliyor. Şebeke güçlendirilmezse oksijen cihazının çalışmama sorunu devam eder. Bu nedenle şebekedeki kabloların ve diğer ekipmanların uzman bir elektrikçi tarafından kontrol edilip değiştirilmesi gerekir. Sonrasında yaşanan sorunlar çözülecektir.

Oksijen konsantratörü, uzatma kablosu yardımıyla başka cihazlarla birlikte (elektrikli ısıtıcı, TV, kurutma makinesi vb.) kullanılmamalıdır. Zaten yüksek seviyede elektrik harcayan oksijen konsantratörlerinin, diğer cihazlarla aynı anda tek bir uzatma kablosuyla kullanılması tehlikeli olabilmektedir. Kablo ısınabilir veya yanabilir. Bu sebeple elektrik tesisatında kısa devre olabilir ve oksijen konsantratörüyle birlikte diğer cihazlar da zarar görebilir. Hatta cihazın kullanıldığı yerde yangın tehlikesi oluşabilir. Eğer cihaz kullanıcısı yatağa bağımlı bir hastaysa oluşabilecek bir yangından kaçamaz ve can kayıpları oluşabilir. Bu tehlikenin önlenmesi için oksijen konsantratörünün kullanıldığı uzatma kablosunun kaliteli olması ve cihazın bu kabloya tek başına bağlanmış olması gerekir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen konsantratörleri yaklaşık % 95 saflıkta oksijen üretir. Oksijenin yakıcı özelliği olması nedeniyle her türlü yanıcı maddeden uzak tutulması gerekmektedir (yağ, solvent, benzin, gaz, tüp gaz vb.). Sıklıkla yaşanan sorunlardan birisi de budur. Özellikle yağ gibi maddeler oksijenle birleştiğinde bir anda yanarlar. Yağ ve benzeri yanıcı maddeler oksijen konsantratörünün bulunduğu odadan farklı yerlerde tutulmalıdır. Ayrıca oksijen cihazlarına kesinlikle ateşle yaklaşılmaması gerekir.

Oksijen konsantratörü, ortamdaki havayı emerek basınç elde ettiğinden halı ya da benzeri döşemeler üzerinde çalıştırılmamalıdır. Bu tip döşeme üzerinde çalışan cihazların filtreleri normale göre çok daha hızlı şekilde tıkanır. Filtrelerin tıkanması nedeniyle yeterli hava alamayan cihazlar verimli şekilde çalışmaz. Hatta normalden fazla ısınarak arızalanabilir. Ayrıca halı benzeri döşemelerde diğer döşemelere kıyasla bakteriler daha fazla çoğalabilir. Bunlar cihazdan geçerek hastaya ulaşabilir, enfeksiyonlara ve farklı sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bu nedenlerle oksijen konsantratörleri taş üzerinde çalıştırılmalıdır. Taş üzerinde çalıştırılması bu riskleri ciddi anlamda azaltır. Hatta cihaz, hastanın bulunduğu odadan farklı bir yere koyulabilir ve oksijen uzun kanüllerle hastaya ulaştırılabilir. Gerekirse duvar delinerek oksijen kanülü açılan delikten geçirilebilir. Bu sayede oksijen cihazını soğuk ve temiz bir odada tutabilirsiniz. Hem de cihazın çalışma sesi hastayı ve refakatçilerini rahatsız etmemiş olur.

Oksijen cihazları sıcak ve havasız ortamlardan uzak tutulmalı, fazla ısınmasına izin verilmemelidir. Soba gibi ısıtıcıların yakınında veya duvar dibinde kullanılmaması gerekir. Isıtıcıların yakınında olması, zaten ısınan oksijen konsantratörünün normalden aşırı şekilde ısınmasına neden olur. Bu da kısa süre için cihazın iç aksamının zarar görmesi anlamına gelir. Ayrıca böyle bir durumda cihaz garanti kapsamı dışında da kalabilir ve kullanıcıya masraf açabilir. Cihazın duvar dibinde kullanılması da yeterli şekilde hava alamamasına neden olur. Bu durumda cihazın motoru zorlanır. Ayrıca cihazın ortama verdiği sıcak hava yeterince dağılmaz ve cihazın normalden fazla ısınmasına neden olur. Bu durumda da oksijen cihazları zarar görebilir ve kullanıcıya masraf açabilir. Ayrıca zamanla daha sesli çalışmaya başlayabilir ve hiç olmadık bir zamanda birden bire arızalanabilir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen konsantratörü cihazına hiç bir şekilde sıvı temas ettirilmemelidir. Cihazın içine sıvı kaçtığı takdirde arızaya sebebiyet verebilir ve bu durumda cihaz garanti kapsamı dışında kalabilir. Oksijen cihazlarının nemlendirme kapları vardır ve bunların içine su konularak kullanılırlar. Cihazlar kullanılmadığı zamanlarda su kaçma tehlikesini önlemek için nemlendirme kapları cihazlardan sökülmeli ve boş şekilde muhafaza edilmelidir. Nemlendirme kabı dolu olarak cihaz üzerinde veya yakınında bulundurulursa, kullanım şeklini bilmeyen birisi yanlışlıkla cihazın içine sıvı kaçmasına neden olabilir. Su kabını yanlış şekilde cihaza takabilir veya içindeki sıvının cihazın üzerine dökülmesine neden olabilir. Bu tehlikeleri önlemek için oksijen cihazını kullanmıyorken veya taşıma esnasında mutlaka nemlendirme kabını sökmek gerekir.

Oksijen konsantratörü üzerinde alarm ışıkları varsa bunlara dikkat edilmelidir. Low Pressure (LP) alarm ışığı yanıyorsa cihazın hazırlık aşamasında olduğunu ya da düşük basınç problemi olduğunu gösterir; High Pressure (HP) alarm ışığı yanıyorsa oksijen üretimi olduğunu ancak yüksek basınç problemi olduğunu gösterir ve bu durum boğazda yanmaya neden olur. Yüksek veya düşük basınç arızası olan bir oksijen konsantratörü kullanılırsa hastada genellikle baş ağrısı gibi şikayetler oluşur. Bu nedenle hasta, cihazı kullanmak istemeyecektir. Bu iki alarm ışığı uzun süre sönmüyorsa mutlaka teknik servise danışılması gerekir. Cihaz üzerinde bulunan yeşil ışık ise sürekli yanar ve cihazın kullanıma hazır hale geldiğini işaret eder. Bu ışıklı işaretçiler piyasadaki çoğu oksijen konsantratöründe bulunur. Bunlar dışında farklı göstergeler ve ışıklı göstergeler de olabilir. Örneğin filtre değişim zamanını ışıklı veya sesli şekilde hatırlatan cihazlar vardır. Cihazları doğru şekilde kullanabilmek için kullanım kılavuzundan bu göstergelerin hangi durumlarda nasıl uyarılar verdiğini incelemelisiniz. Böylece olası arızaların önüne geçersiniz ve tedavinin sürekliliğini sağlarsınız.

Cihazın kullanım süresini üzerinde bulunan gösterge yardımı ile takip ediniz ve zamanı geldiğinde bakımlarını ihmal etmeyiniz. Bütün oksijen konsantratörlerinin üzerinde kaç saat çalıştığını belirten gösterge mevcuttur. Cihaz oksijen ürettiği süre boyunca bu sayaç artar. Cihaz kapalı konumda oksijen üflemiyorken sayaç durur. Bu sayaç sayesinde cihazın kaç saat çalıştığı takip edilebilir. Bu sayede belirli dönemlerde cihazın bakımları yaptırılabilir veya filtreleri değiştirilebilir. Bu işlemlerin kaç saatte bir yapılması gerektiği cihazın kullanım kılavuzunda yazar. Örneğin bazı cihazların filtreleri 500 saatte bir değiştirilmelidir. Bazıları da 1000 saatte bir teknik bakım görmesi gerekir. Bu detayları kullanım kılavuzundan öğrenebilirsiniz. Ayrıca bazı cihazlar için kullanıcılar bu işlemleri takip etmezse cihaz garanti kapsamı dışında bırakılabilir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Nemlendirme kabına, üzerinde bulunan maksimum seviyeye kadar kireçsiz su koyulması gerekir. Maksimum seviyenin üzerine çıkılırsa büyük ihtimalle kullanıcıya oksijen kanülü vasıtasıyla su damlacıkları gidecektir ve bu durum rahatsızlık verebilir. Ayrıca su damlacıkları oksijen kanülünü tıkayabilir ve hastaya giden oksijen miktarı azalabilir. Bazen de fazla koyulan su cihazın içine kaçabilmektedir. Bunların önüne geçmek için nemlendirme kabının maksimum seviyesine kadar su konulmalıdır. Hastaya ulaşan havanın yeterince nemli olması için de kabın içindeki suyun minimum seviyenin altında olmadığından emin olmalısınız. Aksi halde hastanın burnunda, boğazında ve akciğerlerinde oluşan kuruma nedeniyle öksürük oluşabilir. Bu nedenle sıklıkla cihaz kullanımına ara vermesi gerekir. Bu da tedavi sürecini olumsuz şekilde etkiler. Nemlendirme kabının içinde bulunan suyun her gün yenilenmesi gerekir. Aksi halde suyun içinde bakteri oluşabilir ve hastanın enfeksiyon kapmasına neden olabilir.

Cihazı fişe taktıktan sonra, ön yüzünde bulunan açma-kapama düğmesi ile çalıştırınız. Bazı kullanıcılar cihazı sürekli açık konumda bırakıyorlar ve direkt olarak fişi takıp sökerek cihazı açıp kapatıyorlar. Bu yanlış bir kullanım şeklidir. Onun yerine cihaz kısa süreli olarak kapalı kalacaksa elektrikten hiç ayrılmadan açma-kapama düğmesiyle kapatılmalıdır ve bu şekilde bekletilmelidir. Uzun süreyle kapalı kalacaksa öncelikle açma-kapama düğmesiyle kapatılmalı sonrasında fişi çekilmelidir. Çalıştırırken de öncelikle cihazın fişi takılmalı sonrasında açma-kapama düğmesiyle cihaz çalıştırılmalıdır.

Oksijen cihazı, ev tipi mekanik ventilatör cihazına bağlanarak kullanılıyorsa, nemlendirme kabına kesinlikle su konulmaz. Susuz şekilde konsantratör cihazını kullanmanız gerekir. Eğer kap içinde daha önceden su bulunuyorsa, kap boşaltılmalı ve kabın içi iyice kurulanmalıdır. Hatta eski oksijen kanülünün içinde su kalması riskine karşı yeni oksijen kanülü kullanılması gerekir. Aksi halde mekanik ventilatör cihazının içine sıvı kaçabilir, bu durum arızaya sebebiyet verebilir. Bu nedenle de mekanik ventilatör cihazı garanti kapsamı dışında kalacaktır ve kullanıcıya masraf çıkaracaktır. Mekanik ventilatör cihazları pahalı cihazlardır ve garanti dışında oluşacak arızaların tamiri için oldukça fazla para ödemeniz gerekebilir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Su kabının üzerinde bulunan diğer ince çıkışa, hastaya oksijen verilmesini sağlayacak olan kanülü takınız. Tüm bağlantılardan sonra, kap içinde bulunan su fokurduyorsa bu durum cihazın oksijen ürettiğini işaret eder. Bazı kullanıcılar cihazın çalıştığını ancak hava çıkışının olmadığını söyler. Bunu kolaylıkla test etmek için bu işlemi uygulayabilirsiniz. Nemlendirme kabındaki su fokurduyorsa cihazdan hava çıkışı var demektir. Cihazdan çıkan hava suyun içinden geçer ve hava kabarcıkları oluşmasına neden olur. Bu durum fokurdama şeklinde görünür. Cihazdan hava çıkışı varsa ancak oksijen kanülünden yoksa ya nemlendirme kabının kapağı tam kapanmamıştır ya da kanül tıkanmıştır. Bazen de oksijen kanülü cihazdaki yerine tam olarak oturmamış olabiliyor. Bu sebeple kanülden hava çıkışı olmayabiliyor. Oksijen kanülünden hava çıkışının olup olmadığını test etmek için de kanül üzerindeki hava çıkış yerini bir bardak suyun içine daldırın. Eğer suda hava kabarcıkları oluşuyorsa kanülden hava çıkıyor demektir. Hasta oksijen maskesi kullanıyorsa da aynı işlemleri uygulayabilirsiniz. Bazı hastalar cihazdan çıkan havayı hissedemiyor ve havanın gelmediğini söylüyor. Böyle bir şikayet varsa belirttiğim testleri yaparak kolayca cihazda arıza var mı yok mu anlayabilirsiniz. Cihazda arıza olduğuna kanaat getirirseniz teknik servise danışmanız gerekir.

Bazen su kabının bağlantıları düzgün yapılamadığında kullanıcıya oksijen gitmez. Böyle bir durumda su kabından hava kaçağı olmaktadır ve bağlantıların en baştan düzgün bir şekilde yapılması gerekmektedir. Bazen su kabı kireçten dolayı tıkanır ve hastaya oksijen gitmez. Bu durumda eğer su kabının üzerinde emniyet sibobu varsa ıslık gibi bir ses ile birlikte sıkışan havayı dışarı atar. Su kabı tıkandıysa hastaya oksijen gitmeyeceği için hemen yenisiyle değiştirilmesi gerekir. Nemlendirme kabı veya oksijen kanülü gibi aksesuarların yedeklerini mutlaka bulundurmalısınız. Genel olarak bu parçalar ucuzdur ve piyasada kolaylıkla bulunabilir. Ancak acil bir durumda yenisiyle değiştirmeniz gerekirse yedeklerini kolay ulaşabileceğiniz bir yerde saklıyor olmalısınız.

Cihazın üzerinde bulunan flowmetre (akış ölçer) hekimin tavsiye ettiği değere ayarlanarak kullanılmalıdır. Bu değer genellikle rapor veya reçete üzerinde yazar. Eğer yazmıyorsa doktorunuza sormalı ve bir yere kaydetmelisiniz. Ayrıca hastanın günde kaç saat kullanması gerektiği de hekim tarafından belirtilir. Oksijen konsantratörleri hekimin belirttiği koşullara uygun şekilde kullanılmalıdır. Aksi halde sağlık sorunları yaşanabilir. Oksijenin, doktorun önerisi dışında kullanılırsa bağımlılık yaptığı da söylenmektedir. Böyle bir durumda, verilen oksijen miktarı hastaya yetmemeye başlar ve hasta sürekli daha yüksek miktarda oksijen almak ister. Bu nedenle daha yüksek kapasiteli oksijen cihazları satın almak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca bu yüzden hastanın sağlık durumu daha da kötüye gidebilir. Hastanın sağlığı ve tedavinin sürekliliği için doktor önerilerine mutlaka uyulması gerekir.

10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Atatürk Haftası

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde hayata gözlerini yummuş ve ebedi yolculuğuna çıkmıştır. Atatürk, bu sonun bilinciyle “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyerek, Cumhuriyetimizin önemine ve milletimizin bekasına dikkatleri çekmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasında çok kayıplar verilmiş ve çok acılar çekilmiştir. Bu varoluşun lideri olan Atatürk her zaman gönüllerdeki yerini koruyacak ve saygıyla anılacaktır. Bu süreçte vatanı uğruna her şeyini feda eden yüce milletimize, gazilerimize ve şehitlerimize hak ettikleri şükranlarımızı sunuyoruz. Yüce milletimiz tarih boyunca onlarca devlet kurmuş ve dünyaya yön vermiştir. Milletimiz her dönemde milli birliği oluşturmayı başarmıştır. Bu durum, vatanı uğruna her şeyini feda edebilecek güce sahip olan milletimiz sayesinde olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde her yıl 10 Kasım günü, ölümünden duyulan üzüntü ve bıraktığı büyük mirasın gururu ile anılmaktadır.

Her yıl olduğu gibi bu 10 Kasım gününde de, Atamızı saygıyla anıyoruz.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır. Beslenme kültürünü etkileyen birçok durumun olduğunu söylemek mümkün. Her yörenin veya bölgenin kendisine has bir lezzet anlayışı ve beslenme kültürü var. Genelde insanlar beslenmelerinde neyin sağlıklı olduğuyla değil, neyin daha lezzetli olduğu ve hızlı bir şekilde hazırlandığıyla ilgilenmektedir. Bu durum özellikle 15-30 yaş arasındaki genç kuşakta daha sık rastlanmaktadır. Bu kuşak özellikle çabuk hazırlanan ve tüketilebilen patates kızartması, hamburger ve pizza gibi “fast food” tarzı gıdalara yönelmektedir. Bu gıdaların türü daha çok Amerikan beslenme kültürüne ait bir beslenme alışkanlığını ifade eder. Bu durum zamanla alışkanlık haline gelir ve ilerleyen yaşlarda da sağlıksız şekilde beslenmeye devam edilebilir.

Kişilerin nasıl besleneceğini etkileyen bir diğer etmen, sosyal konum ve gelir durumudur. Maddi durumu iyi olan kesimin daha sağlıklı beslenme hassasiyetinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu kişiler özellikle sofralarındaki yöresel lezzetlerin organik tarımdan elde edilmiş ürünlerden yapılmış olmasını önemsemektedir. Gelir durumu bakımından daha düşük seviyede olan kişiler, ucuz tarım ürünlerine rağbet göstermektedir. İnsanların organik ürünlere pahalılık sebebiyle yanaşmamaları, bunların belli bir kesim için üretilmesine sebep olmuştur.

Dondurulmuş Gıdalar

İnsanlarda ortaya çıkmaya başlayan bir diğer beslenme kültürü de, dondurulmuş gıdalardır. Amerikan tarzı bu beslenme anlayışının da giderek tüm ülkelere yayıldığını söyleyebiliriz. Çabuk hazırlanan ve besin değerleri bakımından zengin olan dondurulmuş gıdalar, içerisinde barındırdıkları katkı maddeleri sebebiyle insan sağlığına zararlıdır. Ancak insanların beslenme konusunda güvenliğe değil de, fiyata ve yapımındaki kolaylığa odaklanmış olmaları, insan sağlığını tehdit eden bir beslenme kültürünün doğmasına sebep olmaktadır.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Beslenme Şekliyle Kronik Hastalıkların İlişkisi

Sağlıklı beslenmede ekmek tüketimi oldukça önemlidir. Araştırmalara göre ülkemizde kadınların yüzde 15.8’i ve erkeklerin yüzde 11.5’i kepekli, çavdarlı veya yulaflı ekmek tüketmeyi tercih etmektedir. Geri kalanlar standart tipte beyaz ekmek tüketmektedir. Yaş ilerledikçe kepekli, çavdarlı veya yulaflı ekmek tüketimi artmaktadır. Bu durum, yaş ilerledikçe sağlıkla ilgili bilinç seviyesinin arttığının bir göstergesidir. Kısaca insanlar hangi tip ekmeğin aslında daha sağlıklı olduğunu bilmektedirler ancak genel olarak ilerleyen yaşlarda sağlık problemlerinin oluşmasıyla birlikte ekmek tercihlerini değiştirmektedir.

Yemeklerde kullanılan yağ türünde durum farklıdır. Ülkemizdeki tercihler toplum bilincinin ekmeğe göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Tüketilen yağ türü tercihleri araştırıldığında, tereyağı yüzde 7.1, margarin yüzde 3.2, zeytinyağı yüzde 27.6 ve çiçek, mısırözü, soya, fındık yağı gibi sıvı yağlar yüzde 62.1 oranında kullanıldığı tespit edilmiştir. Yaklaşık on kişiden dokuzu sıvı yağ tercih etmektedir. Sıvı yağların katı yağlara göre daha sağlıklı olduğu bilinci toplumun genelinde yaygındır. Yapılan araştırmalardan çıkan sonuçların da gösterdiği gibi sıvı yağlar genel olarak daha yoğun şekilde kullanılmaktadır. Özellikle zeytinyağının uzun vadeli kullanımı sağlığımız üzerinde oldukça faydalı etkiler bırakmaktadır.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Sağlıklı beslenme kültüründe tuz tüketim tercihleri de önemli rol oynamaktadır. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre insanların yaklaşık beşte biri yemeklerin tadına bakmadan tuz eklemektedir. Toplumun geneline göre kıyaslandığında bu durum gençler arasında artmaktadır. Yaş ilerledikçe bu oran ciddi şekilde azalmaktadır. Bu da bize yaşla birlikte sağlık durumunun değişmesiyle insanların beslenme tarzlarının daha sağlıklı hale dönüştüğünün göstergesidir. Demek ki maalesef sağlığımızı kaybetmeden bazı şeylerin farkına varamıyoruz. Beslenme kültürümüzü genç yaşlardan itibaren sağlıklı olarak şekillendirirsek yaşlılık dönemlerinde hastalıklarla daha az karşılaşırız. Sağlıklı beslenme kültürü öncelikle ailede sonrasında okulda verilen eğitimlerle oluşturulabilir.

Tuz, kalp ve damar hastalıklarını oluşturan en önemli risk faktörlerinden birisidir. Özellikle hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için tuz tüketiminin azaltılması gerekir. Ayrıca tuz tüketiminin bazı farklı hastalıklarla da ilişkili olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Bunlar osteoporoz, mide kanseri ve böbrek hastalıkları olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü günlük kullanılması gereken tuz miktarının 5 gramdan az olması gerektiği konusunda açıklama yapmıştır. Türkiye’de yapılan araştırmalarda bu miktarın günlük yaklaşık 18 gram olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle fazla tuz kullanımından kaynaklanan birçok hastalıkla karşı karşıya kalıyoruz. Bu bilgiler ışığında sağlıklı beslenme kültünün en önemli parçalarından birinin tuz kullanımı olduğu ortadadır. Öncelikle ekmek, turşu, peynir ve zeytin üretiminde tuzu oldukça azaltmamız gerekmektedir.

Dünya çapında yapılan çalışmalar sağlıksız beslenmeyle, sağlık sorunları ve hastalıklar arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Ülkemizde bu durum iyi şekilde bilinse de uygulama genellikle sağlıksız beslenme yönünde olmaktadır. Bu nedenle de beslenmeyle alakalı birçok akut ve kronik hastalık ilerleyen yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Hatta sadece yaşlılık döneminde değil genç yaşlarda da bazı hastalıklara yakalanma riski artmaktadır. Yapılan araştırmalarla sindirim sistemi kanserlerinin yaklaşık yüzde 19’u, iskemik kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 31’i, inme olgularının yaklaşık yüzde 11’inin yetersiz sebze ve meyve tüketimine bağlı olduğu tahmin edilmektedir.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Diyabet, şeker hastalığı olarak da bilinir, özellikle fiziksel aktivitenin azlığı ve şişmanlık nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Genetik durum, yaş ve cinsiyet de bu hastalığın ortaya çıkmasında rol oynamaktadır. Diyabet insülin olarak bilinen hormonun vücuttaki seviyesiyle ilgilidir. Diyabetten kaynaklanan vücuttaki şeker düzensizliği zaman içinde kalp damar ve böbrek hastalıklarına neden olabilmektedir.

Diyabet büyük oranda beslenmeye bağlı olan kronik hastalıklardan birisidir. Toplumda oldukça yoğun şekilde görülür ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkilemektedir. Çevremize baktığımızda ailemizde mutlaka en az bir kişinin diyabet hastası olduğunu görebilmekteyiz. Bu hastalığın oluşma nedeni ve çözümü beslenmeyle ilgilidir. Sağlıklı beslenmeyi bir hayat şekli olarak benimsersek, büyük ihtimalle diyabet gibi hastalıklarla ömür boyu karşılaşmayız. Hastalık ortaya çıktıktan sonra da çözümü yine doğru beslenmeyle sağlanabilmektedir.

Araştırmalara göre diyabet olup da ilaç kullanan çok fazla insan vardır. İlaç tedavisiyle çözüm sağlanabilir mi bunun cevabını verebilecek olan kişi ben değilim. Ancak çevremde karşılaştığım diyabet hastalarının bir kısmı beslenme şekillerini değiştirerek diyabetin olumsuz etkilerinden kurtulduklarını belirtmektedir. Diyabetin toplumda görülme sıklığının da yaşla birlikte arttığı araştırmalarla ortaya konmuştur. O nedenle genç yaşlarda beslenme şeklimizi daha sağlıklı hale dönüştürürsek ilerleyen yaşlarda diyabet gibi kronik hastalıklara yakalanma riskimiz azalacaktır.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Diyabet hastalığında olduğu gibi obezite hastalığında da beslenme şekli hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli sebeptir. Obezite tüm dünyada görülen ve sıklığı gittikçe artan bir hastalıktır. 1980 yılından beri görülme sıklığı iki kat artmıştır. Bu nedenle tüm dünyayı tehdit eden hastalıklar arasında yer almaktadır. Obezite birçok hastalığın da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunlardan en önemlileri kalp damar hastalıkları ve diyabettir. Obez kişilerde hipertansiyon da sıklıkla görülmektedir. Beslenme kültürümüzü değiştirerek bu hastalıktan korunmamız mümkündür ve bu durum toplum tarafından bilinmektedir. Yine de sağlıksız beslenerek kendimize kötülük etmeye devam ediyoruz.

Beslenmeye Bağlı Bazı Kronik Hastalıklar

  • Obezite
  • Kalp Damar Hastalıkları
  • Diyabet
  • Hipertansiyon
  • Bazı Kanser Türleri
  • Osteoporoz (kemik erimesi)

 

Bu listede bulunan hastalıklar toplumun genelini tehdit eden ve sıklıkla görülen hastalıklardan bazılarıdır. Bunun dışında yanlış beslenmenin neden olduğu ve toplumda az görülen hastalıklar var mıdır? Direkt olarak beslenmeden kaynaklanmasa da sağlıksız beslenmenin etkilediği hastalıkların olduğu kesindir. Birçok kronik hastalık birbirini tetiklemektedir ve etkilemektedir. Bu açıdan baktığımızda beslenme şeklimizin hastaları yatağa bağımlı hale getiren hastalıkları da tetikliyor olduğunu anlayabiliriz. Nörolojik veya kaslarla ilgili olan ve kişiyi yatağa bağımlı kılan birçok hastalık var. Sağlıklı beslenerek bu tip hastalıklardan korunabilir miyiz veya hastalıkların ortaya çıkmasını erteleyebilir miyiz? Bazı kronik hastalıklar nedeniyle solunum kasları çalışmıyor ve hastalar solunum cihazlarıyla yaşamlarına devam etmek zorunda kalıyor. Ayrıca bu hastaların bakımlarına evde devam ediliyor. Bu tip hastaların bazılarında beslenme cihazlarıyla birlikte özel mamalar kullanılıyor. Mama dışında normal gıdalarla da beslenebilen yatağa bağımlı hastalar var. Vücudun güçlü kalması ve bağışıklık sisteminin daha iyi çalışabilmesi için sağlıklı beslenme kültürünün toplumda yaygınlaşması gerekir. Sadece hastalıkların öncesinde değil sonrasında da sağlıklı beslenmenin oldukça önemli olduğu aşikardır.

Sonuç olarak sağlıklı beslenme kültürünü yaşantımızın bir parçası haline getirebilirsek kronik hastalıkların önlenmesini sağlayabiliriz. Böylece yaşam kalitemizi yükseltiriz ve daha üretken olabiliriz.

Yukarı