Hastaların Yaşadığı Hukuki Sorunlar Nelerdir? Nasıl Çözülür?

Sağlık hizmeti veren kamu kurumları ve özel kuruluşlar günden güne çoğalıyor. Teknolojinin de gelişimiyle birlikte teşhis ve tedavide kullanılan medikal ürünlerin, tıbbi cihazların ve ilaçların çeşitleri ve etkinlikleri artıyor. Sunulabilen sağlık hizmetleri çeşitleniyor. Bununla birlikte sağlık sektörü çalışanlarının, hastaların ve hasta yakınlarının yaşadığı sorunlar da artıyor. Geçmişten günümüze sektörün gelişim göstermesi, geçen sürede yeni problemlerin oluşmasına neden oluyor. Bu durum, gelecekte karşımıza yeni sorunların da çıkacağını gösteriyor. Söz konusu sorunları çözme çabasıyla gerçekleşen bilinçlenme sayesinde hasta hakları kavramı ortaya çıkmaktadır. İnsan haklarının bir yansıması olan hasta hakları, yasal mevzuat ile güvence altına alınmıştır. Gelecekte yaşanabilecek problemlerin şimdiden öngörülerek gerekli tedbirlerin alınması ve yasaların güncellenmesi çok önem arz etmektedir. Hak ve hukuk çerçevesinde toplumu bilinçlendirme faaliyetlerinin de sürdürülmesi şarttır.

Detaylı Bilgi İste »

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası uyarınca her bir vatandaş, sağlıklı ve düzenli bir çevrede yaşama hakkında sahiptir. Buna bağlı olarak, sağlık kuruluşlarının verdikleri hizmetlerin standartları planlanarak hasta haklarıyla ilgili bir dizi mevzuat düzenlenmiştir. Hasta hakları kavramı Resmi Gazete’de yayınlanan 01.08.1998 tarihli, 23420 sayılı Hasta Hakları Yönetmeliği ile hayatımıza girmiştir. Yaşanan hak ihlallerinde, bu yönetmelik maddelerine uygun şekilde hukuki yoldan hak arayışına girilebilir.

Hastaların Karşılaştıkları Sorunlar ve Hasta Hakları

Hastaların ve hasta yakınlarının yaşadıkları sorunlar çoğunlukla, sağlık personellerinin mesleki yükümlülüklerini yerine getirmemeleri veya ihmalleri, kamu kurumlarının bürokratik işlemlerinin çok uzun sürmesi, hastaların hangi konuda nereye başvuracağını bilmemesi ve vatandaşların haklarının ve sınırlarının farkında olmaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. İnsanların, sağlık hizmeti alırken hukuka aykırı davranışlarla karşılaşması ve tedavi için gerekli ürünleri araştırırken kandırılması en çok şikayet edilen konulardan bazılarıdır. Tıbbi müdahaleler sırasında yapılan hatalar insanların sağlığını geri dönüşümsüz şekilde etkileyebilir. Ayrıca, kişilik haklarına saygı gösterilmemesi de hastaların psikolojilerini bozabilir. Özellikle hekim hataları nedeniyle ciddi sorunlar yaşanabilmektedir. Standart dışı teşhis veya tedavi uygulamaları sonucu oluşan hekim hatalarına “malpraktis” adı verilir. Böyle bir durumla karşılaşan hastaların tazminat davası açma hakları bulunmaktadır. Malpraktis kavramı, Yargıtay ve Danıştay kararlarında şu şekilde açıklanmaktadır:

Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir. Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk “kusura dayalı genel sorumluluk”tur. Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre hastanın sağlığına bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır. Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır. Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanındadır, personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması ve hekimlerin birbiriyle işbirliğidir (konsültasyon). Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru (tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura tıbbi uygulama hatası (malpraktis) adı verilmektedir.

Sağlık hizmetleri sırasında hasta haklarının ihlal edilmesi, hastaların vücut bütünlüklerinin bozulmasının yanı sıra kendilerinin ve ailelerinin maddi ve manevi olarak zarara uğramalarına sebebiyet verebilir. Bu gibi durumlarda hastalar veya hasta yakınları, haklarını koruyabilmek için hukuki yollara başvurabilirler. Ülkemizdeki mevzuat, yukarıda sayılan sebeplerle ortaya çıkan zararlar için hukuki çözümler sunar. Ancak hukuki çözümlere geçmeden önce başlıca hasta haklarının neler olduğuna göz atmak gerekir. Öncelikle, her hastanın sağlık hizmetlerinden adil ve hakkaniyete uygun olarak faydalanma hakkı bulunmaktadır. Bir hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl ve hangi şartlarda faydalanabileceği konusunda bilgi isteyebilir ve kendi sağlık durumuyla ilgili kayıtları kendisi veya kanuni temsilcisi aracılığıyla inceleyebilir. Hastalar, tedavi gördükleri sağlık kuruluşunu ve kendilerine bakacak sağlık personelini seçebilir ve değiştirebilir. Her hasta tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım haklarına sahiptir. Ayrıca bir hastaya, kendi rızası haricinde ve tıbbi gereklilikler dışında müdahale edilemez. Hasta küçükse veya bilinçli değilse, müdahale için hastanın kanuni temsilcisinin izni gereklidir. Tıbbi personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni göstermekle ve acısını azaltacak her türlü tedbiri almakla yükümlüdür. Hastalarla ilgili bilgiler gizlidir ve hastanın mahremiyeti özel hayatın gizliliği ilkeleri çerçevesinde korunmalıdır.

Hukuki çözüm yollarına başvurmadan önce hastaların veya kanuni temsilcilerin temel hasta haklarını bilmesi gerekir. Ancak, hak ihlalleri gerçekten söz konusuysa hukuki yoldan çözüm bulunabilir. Hak ihlali iddiasını ispatlayan delillerle dava açılmalıdır. Ayrıca hastaların, sağlık hizmeti alırken belirli kurallara uymaları gerektiği de unutulmamalıdır. Sağlık kuruluşunun işleyişine ve kurallarına uyulmalı, yaşanan rahatsızlıkla ilgili tüm şikayetler ve genel sağlık bilgileri hekime detaylı olarak verilmelidir. Teşhis ve tedavi sonrasında hekim tarafından belirlenen kontrollere düzenli ve zamanında gidilmelidir.

Hastalar ve hasta yakınları, her ne şikayetleri olursa olsun, personele sözlü ve fiziki saldırıda bulunmamalı, haklarının ihlal edildiğini düşündüklerinde hasta hakları birimine başvurmalıdır. Hak ihlali devam ediyorsa şikayetler yazılı olarak ilgili kamu kurumlarına iletilmelidir. Gerekiyorsa Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden şikayet kaydı oluşturarak konunun takipçisi olunmalıdır. Eğer hala çözüm bulunamıyorsa hukuki çerçevede başvurular yapılmalıdır. Son günlerde sağlık alanında oldukça fazla şiddet haberi almaktayız. Bu durum elbette kabul edilemez. Herkesin üzerine düşen vatandaşlık görevini yerine getirmesi, gerginlikten kurtulması ve haklar çerçevesinde sağlık hizmeti alabiliyor olmasını temenni etmekteyiz.

Hastaların Başvurabilecekleri Hukuki Yollar

Hasta hakları ihlal edildiği zaman hastaların ve kanuni temsilcilerinin müracaat, şikayet ve dava hakkı devreye girer. Görüş, tavsiye veya şikayetler öncelikle sağlık kurumlarının bünyesinde oluşturulmuş olan hasta hakları birimlerine bildirilmelidir. Bu birime iletilen bilgiler hasta hakları kurulu tarafından değerlendirilir. Hak ihlalleri ve etik ilkelere aykırılık durumları incelenir ve ilgili personeller hakkında kararlar verilir. Ancak yönetmelik gereğince bu birimlerde hekim hatası olarak bilinen malpraktis konularına ilişkin iddialar değerlendirilmemektedir. Malpraktis iddiası söz konusuysa dava açma yolunu tercih etmek gerekir.

Tıbbi hata yapılması dışında, gizlilik ihlali veya hastanın rızası alınmadan müdahale edilmesi gibi konularda da hekim ve diğer sağlık personelinin hukuki ve cezai sorumluluğu doğar. Personelin hastaya zarar veren fiillerinden sorumlu olması için mutlaka kusurlu olması gerekmez; görevini icra ederken ihmalde bulunursa veya gerekli özeni göstermezse sonuçlardan sorumlu olur. Ayrıca, hastaların uğramış oldukları zararlar konusunda sağlık personelini çalıştıran kamu kurumu veya özel kuruluş da sorumluluk sahibidir. Bu kapsamda, hastanın veya kanuni temsilcisinin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunması mümkündür. Bunun için dava açılması ve iddiaların ispatlanması gerekir.

Hastaların Yaşadığı Hukuki Sorunlar Nelerdir? Nasıl Çözülür?

Evde Sağlık Hizmeti Alma İmkanı

Hastaların belirli durumlarda birtakım sağlık hizmetlerini sağlık kurum ve kuruluşlarının dışında da alma hakları vardır. Hasta tıbbi sebeplerden dolayı sağlık kuruluşuna gidemiyorsa veya doğal afetler gibi olağanüstü haller söz konusuysa sağlık hizmetlerinin sağlık kuruluşu dışında verilmesi mümkündür. Bunun bir örneği, son dönemde sağlık hizmetlerinin hastaların evinde verilebiliyor olmasıdır. Evde sağlık hizmeti alabilmek için 444 38 33 numaralı telefon hattının aranarak talep kaydı oluşturulması gerekir; bunun dışında Toplum Sağlığı veya Aile Hekimliği Merkezlerine de başvurulabilir. Ayrıca, bu hizmetin gerekliliği bir hekim tarafından tespit edilmeli ve onaylanmalıdır. Evde sağlık hizmeti kapsamında hizmet veren hekimler, yardımcılarıyla birlikte düzenli olarak hastanın evini ziyaret etmektedir. Bu ziyaretler esnasında hasta genel olarak muayene edilebildiği gibi, gerekli olan rapor ve reçete işlemleri de yapılabilmektedir.

Mevzuat uyarınca evde hasta bakımı için tıbbi cihaz sağlanması da imkanlar dahilindedir. Havalı yatak, nebülizatör cihazı, ayakta dik pozisyonlama cihazı, akülü tekerlekli sandalye, konuşma cihazı, oksijen tüpü veya tedaviye yardımcı olabilecek iadeli tıbbi cihazlar gibi medikal ürünler Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmaktadır. Kurum, hastanelerden alınan rapor ve reçete vasıtasıyla tıbbi ürünlere ödeme desteği vermektedir. SGK, birçok medikal ürünü temin etse de hasta karyolası veya hasta taşıma (kaldırma) lifti gibi bazı ürünlerin ödemesini yapmaz. Ayrıca cihazların çoğunu zimmet evrakıyla verir ve tedavi tamamlandığında iade alır.

Hastaların evde kullandığı tıbbi cihazların SGK üzerinden tedarik edilmesi için yapılacak başvuru sürecinin bazı zorlukları vardır. Bunların en başında rapor ve reçete yazdırma hakkındaki zorluklar gelir. Heyet raporu olmadan SGK tıbbi ürün temini yapmamaktadır. Tıbbi ürünlerin ödeme desteğini alabilmek için hastanın öncelikle hastanedeki ilgili birime başvurması ve ihtiyacı olan tıbbi ürünler için heyet raporu yazdırması gerekir. Hastanın ihtiyaçları hastanenin sağlık kurulu tarafından değerlendirilir ve uygun şekilde raporlandırılır. Her hastanenin bu konudaki uygulamaları farklıdır ve raporlar farklı sürelerde hazırlanmaktadır. Muayene ve teşhis süreleri uzun sürebilmektedir ve bunun üzerine bir de raporun hazırlanma süresi eklendiğinde hastanın raporunu SGK’ya ulaştırması daha da gecikmektedir. Kamu kurumlarında bu tip zorlukların olması ve süreçlerin uzun sürmesi hastaları ve ailelerini oldukça yıpratmaktadır.

SGK tarafından temin edilen medikal ürünlerin bazılarının tedavi sonrasında iade edilmesi gerekir. Bunlar; kurumun sağlık yardımlarından yararlanan kişilere, taahhütname karşılığında temin edilen tıbbi cihazlardır. İnvaziv veya non-invaziv mekanik ventilasyon cihazları, oksijen tedavisi cihazları ve akülü tekerlekli sandalye gibi tıbbi cihazlar bunlardan bazılarıdır. SGK tarafından temin edilen tıbbi ürünler için sağlık kurulu raporu almak ve SGK’nın il müdürlüklerine başvuruda bulunmak gerekir. Bu başvuruyu takiben söz konusu ürünler SGK stoklarından temin edilir. Eğer stokta yoksa, cihazın SGK stoklarında olmadığına dair onay verilir. Sonrasında ilgili cihazlar kişinin kendisi tarafından temin edilir ve maliyet SGK tarafından karşılanır. Onay alınmadan hasta tarafından temin edilen cihazların bedelleri SGK tarafından karşılanmaz.

SGK aracılığıyla alınan tıbbi cihazların garanti süresi içinde arızalanması durumunda, kullanıcı hatası da yoksa, yetkili servis ücretsiz şekilde destek olmaktadır. Garanti süresi dışında ise tıbbi cihazların tamir bedellerini kurum karşılamaktadır. Sıvı teması veya düşürme gibi durumlar söz konusuysa kullanıcı hatası kapsamında değerlendirilir ve ücreti mukabilinde teknik servis desteği verilir. Böyle durumlarda SGK tıbbi cihaz servisi için ödeme desteği sağlamaz.

Tıbbi ürün temini veya teknik servis sürecinde yaşanabilecek hak ihlallerinde de şikayetlerin öncelikle ilgili kurumlara yapılması gerekir. Hak ihlalleri devam ediyorsa hukuki başvurular yapılarak dava süreci başlatılabilir. Ancak bu süreçler çoğu zaman çok masraflı olabilmekte ve uzun sürebilmektedir. Öncelikle haklarımızı bilmemiz ve süreçlerle ilgili önceden bilgi edinmemiz gerekir. Yaşanan sorunlarda sulh içinde çözüm arayışına girmek daha büyük sorunlarla karşılaşmamak için önemlidir. Hasta veya engelli bir bireyle ilgilenmek maddi ve manevi olarak yorucudur. Bu süreci daha da zor hale getirmemek gerekir. Tüm iyi niyetlere rağmen hak ihlalleri devam ediyorsa ve sorunlar çözülmüyorsa iddialarımızı kanıtlayan belgelerle hukuki yollara başvurmak son çare olarak cepte duran önemli bir seçenektir.

Ücretsiz olan bu hizmeti daha çok kişiye ulaştırabilmemiz için sizin desteğinize ihtiyacımız var. Sosyal sorumluluk projemize destek olmak için bu sayfayı sosyal medyada paylaşır mısınız?

Bilgi İste

Bilgi İste

Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi istiyorsanız aşağıdaki formu doldurun ve butona basıp lütfen bekleyin. En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz. Bilgi hizmetimiz ücretsizdir.

Ad soyad (gerekli)

Telefon (gerekli)

E-posta (gerekli)

Butona basıp lütfen bekleyin.