Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Ülkemizde tıbbi cihazların satılabilmesi için bazı kriterler mevcuttur. Sağlık Bakanlığı, tıbbi cihazların piyasaya sunulmasında temel olarak iki kritere dikkat etmektedir. Bunlar, teknik düzenlemeye uygunluk ve güvenilirliktir. Bu iki unsurun alt başlıklarının genişletilmesi mümkündür.

Kısaca değinmek gerekirse, teknik düzenlemeye uygunluk şu anlama gelir: Cihazın yapımı ve belgelendirme sürecinde alınması gereken bazı sertifikalar vardır. Süreç içinde gerekli kontrollerin yapılıp bu belgelerin mutlaka alınmış olması gerekir. Sertifikaların eksik olması veya hiç olmaması, tıbbi cihazın üzerinde ve kutusunda bulunması gereken etiketlerin olmaması, ayrıca kullanım kılavuzunun bulunmaması gibi nedenlerle cihazların satılmasına izin verilmez. Her kriterin alt kırılımları da mevcuttur. Örneğin kullanım kılavuzunun Türkçe olması gerekir. Cihazda ve kutusunda bulunması gereken etiket üzerinde elektriksel gereksinim ve üretim yeri gibi bilgilerin yazılması şarttır. Ayrıca cihazın garanti belgesinin de bulunması gerekir. Bunun gibi birçok alt detay mevcuttur. Bu bilgilerden herhangi birisi eksik olursa tıbbi cihazın piyasaya sunulmasına izin verilmemektedir.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Özellikle hastanelerde bulunan bazı tıbbi cihazların satışının yapılabilmesi için sadece teknik mevzuata uygun olması yetmez. Bu cihazları kullanacak olan uzmanların da yeterli düzeyde eğitim almış olması gerekebilir. Bazı cihazlar ileri derecede bilgi ve deneyim gerektirebilir. Bunları kullanacak veya hasta üzerinde uygulama yapacak kişilerin de hastanede çalışıyor olması gerekebilir. Ayrıca hastanede belirli uzmanlıkta hekimlerin bulunması ve cihazların bu hekimler tarafından kullanılması gerekebilir. Bu detaylar kanuni mevzuatlar çerçevesinde uygulanır.

Güvenilirlik hakkında anlatılmak istenenler de şunlardır: Öncelikle tıbbi cihazın kullanım alanına göre yeterliliğinin test edilmiş olması gerekir. Ayrıca kullanıldığında sağlayacağı fayda da belgelendirilmelidir. Bahsettiğim testlerin yapılmış ve gerekli belgelerin alınmış olması bazen yeterli olmamaktadır. Bazı ürünler piyasaya sürüldükten sonra güvenilirliğini kaybedebilir. Bu nedenle tıbbi cihazların üretim süreci hassas bir şekilde planlanmalı ve satışı yapıldıktan sonra da yeterlilik testleri düzenli olarak yapılmalıdır. Bir tüketici olarak konuyu ele alırsak, özellikle geliştirmeye açık şekilde üretilen tıbbi cihazlar tercih edilmelidir. Bu tip cihazlar sonradan yapılabilen yazılım veya donanım güncellemeleriyle yeni özellikler kazanabilir. Böylece ihtiyaçlar değiştikçe cihazlar geliştirilebilir ve tüketici yeni özellikler için yeni cihaz almak zorunda kalmaz.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Son yıllarda dünya genelinde Avrupa Birliği’nin standartlarına uygun şekilde üretim yöntemleri kabul edilmeye başlanmıştır. Ülkemizde de bu uygulamalar hayata geçirilmiştir. Tıbbi cihazların güvenilirliğinin kabul edilebilmesi için AB standartlarında bulunan ilgili kısımlara uygun olması gerekir. Bu uygunluğun, cihazlar piyasaya sürüldükten sonra da korunuyor olması gerekir. Böylece tıbbi cihaz yönetmeliğinin şartları yerine getirilmiş olur. Aksi halde piyasada satılan tıbbi cihazlara verilen izinler iptal edilebilir ve şartlara tekrar uygun hale getirilmesi istenir. Hatta bazı durumlarda cihazlar piyasadan geri toplatılabilir.

Ülkemizde tıbbi cihaz denetimlerini Sağlık Bakanlığı’na bağlı yetkililer gerçekleştirir. Özellikle, bu konuda yetkili merci Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’dur. Yapılan kontroller ve denetimler, ilgili kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde olmalıdır. Tüm üreticiler ve ithalatçılar, cihazları satışa sunmadan önce gerekli kanuni prosedürleri uygulamakla mükelleftir. İlgili mevzuatı iyi bilmek ve eksiksiz uygulamak gerekir. Bu da firmaların, yanlış kontrol ve denetimlerden korunmalarını sağlayacaktır. Markaların uzun süre fayda sağlayan ürünleri de tüketici tarafından kaliteli ve güvenilir olarak kabul edilecektir. Bu durum markaya duyulan güveni artıracaktır.

Bir tüketici açısından konuyu ele alırsak, kanuni mevzuatlara uygun ve güvenilir olarak kabul edilmiş markaların ürünlerini tercih etmek sağlığımız açısından oldukça önemlidir. Yanlış tercihler geri dönülmez şekilde maddi ve manevi zararlara yol açabilir. Özellikle tıbbi cihazlar vücut içinde veya dışında kullanılabildiği ve direkt olarak sağlığımıza etki ettiği için çok dikkat etmeliyiz. Piyasada bulunan her ürün güvenli olmayabilir. Bunun araştırmasını iyi yapmalıyız. Kanuni mevzuatlara uygun olan, güvenilir marka ürünler tercih edilirse büyük ihtimalle herhangi bir sorun yaşanmayacaktır. Aksi halde bazı zararlar görebiliriz. Bu durum hem muayene veya tedavi için gittiğimiz hastanelerdeki hem de evlerimizde kullandığımız tıbbi cihazlar için geçerlidir. Örneğin hastaneye gitmeden önce, üzerimizde kullanılacak tıbbi cihazların ne marka olduğunu ve denetimlerinin yapılıp yapılmadığını kontrol edebiliyorsak, bunları sormamız veya soruşturmamız gerekir. Bunların hasta veya ailesi tarafından araştırılıyor olması dahi hastanelerin ve üreticilerin gerekli kontrolleri önceden yapmasını sağlayacaktır. Çünkü bu kuruluşlar kanunlara uygun şekilde hareket etmeleri gerektiğini iyi bilirler ve herhangi bir şekilde şikayet edilmek istemezler.

Tıbbi Cihaz Alırken Nelere Dikkat Edilir?

Gerekli teknik mevzuata uygun olan tıbbi cihazların kullanılması olası riskleri azaltır. Yaşanabilecek sorunları engeller. Tıbbi cihaz almadan önce piyasa araştırması yaparak en çok tercih edilen markaları tercih etmenizi öneriyorum. Onun dışında diğer önemli husus ise cihazların satın alındığı firmalardır. Yeterli tecrübeye ve yeteneğe sahip firmalardan alışveriş yapmak ileride yaşanabilecek sorunların hızlı şekilde çözülmesini sağlayacaktır. Firmaların medikal ürün ve tıbbi cihaz satabilmesi için Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almış olması gerekir. Ruhsat alabilmek için de bazı kurallara uygun olmak şarttır. Ruhsat almış olsa da her firma her tıbbi cihazı satamayabilir. Bazı cihazların satılabilmesi için satıcı firmaların uyması gereken özel şartlar olabilmektedir. Teknik servis hizmetlerinin de verilebilmesi için özel mevzuatlar vardır. Cihazların teknik olarak kontrol ve tamir edilebilmesi için firmaların bazı ekipmanlara ve yeterli alana sahip olması gerekir. Ayrıca bu hizmetleri verecek çalışanlar da işinde uzman olmalıdır. Bazı devlet kurumları tarafından bu kriterler düzenli olarak denetlenir ve firmalara teknik servis yetkisi verilir.

Bahsettiğim kuralların çoğu kanuni zorunluluklar şeklinde firmaların karşısına çıkmaktadır ve uyulması zorunludur. Aksi halde hasta üzerinde olumsuz etkiler oluşabilir. Bir tüketici olarak da satın aldığımız tıbbi cihazların ve alışveriş yaptığımız firmaların gerekli yeteneklerinin olduğunu ve ilgili mevzuatlara uygunluğunu araştırmak zorundayız. Yanlış bir durumla karşılaştığımızda da bunu ilgili mercilere şikayet etmeliyiz. Şikayet sonrasında da işin peşinde olmalıyız, hastanelerin, üreticilerin, ithalatçıların ve satıcıların denetlenmesini sağlamalıyız.

16 Kasım Dünya KOAH Günü

16 Kasım Dünya KOAH Günü

Son zamanlarda akciğer hastalıkları toplumda çok sık görülmeye başlandı. Özellikle KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) tüm dünyayı tehdit eden bir hastalık haline geldi. Günümüzde şehirleşme ve sanayileşme en yüksek seviyelere ulaşmıştır. Bu nedenle insanlar zararlı gazlardan oldukça fazla etkilenmeye başlamıştır. Bundan 25-30 yıl kadar önceyi hatırlamaya çalışalım. Solunum hastalıkları günümüzdeki kadar yoğun değildi. Hava kirliliği nispeten daha azdı. Geçmişte daha sağlıklı koşullar mevcuttu. Günümüzde zararlı gazlardan korunabilmek neredeyse imkansız hale geldi.

Sigara gibi tütün ürünlerinin kullanımı, fabrika bacalarından çıkan gazlar, araba egzozlarından ve evlerimizde kullanılan sobalardan çıkan duman bu hastalığa en çok sebep olan nedenler arasındadır. Genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan bu hastalık nefes darlığı, öksürük ve balgam ile kendini göstermektedir. Hastalığın belirtileri gün geçtikçe artar. Bu durum sigara gibi tütün ürünlerini kullanan kişilerde daha hızlı olur. Bu hastalıktan en önemli korunma şekli sigarayı bırakmaktır. Bunun dışında zararlı gazların bulunduğu ortamlardan uzak durulması gerekir. Şehir ortamından uzaklaşmak ve havanın temiz olduğu yerlerde yaşamak faydalı olacaktır. Tabi şehirdeki hayatımızı bırakabilir miyiz? Bunu kendimize sormalıyız. Daha doğru bir tabirle “şehirdeki hayatımız mı yoksa şehirleşmiş hayatımız mı” diye sormalıyım.

KOAH’tan korunmak için özellikle akciğerlere zarar veren hastalıklardan korunmak gerekir. Çünkü bazı hastalıklar akciğer dokusunu yıpratır ve zamanla KOAH oluşması riskini artırırlar. Örneğin zatürre diğer bir adıyla pnömoni, akciğerlerde bulunan alveol olarak bilinen mikroskobik hava keseciklerini etkileyen bir iltihaplanma hastalığıdır. Bu hastalık sonucu akciğer dokuları hasar görebilir ve akciğerler kendini yenileyemeyen bir doku yapısına sahip olduğu için tekrar eski haline dönemez. İşte bu yüzden solunum hastalıkları her geçen gün daha fazla ortaya çıkmaktadır. Hasta olmadan önce gerekli tüm tedbirleri almak gerekir. Yoksa bu tip hastalıkların geri dönüşü olmamaktadır. KOAH da bunlardan biridir.

Kronik ve geri dönüşümsüz olan bu hastalığa yakalanan kişilerde en sık görülen yakınmaların nefes darlığı, öksürük ve balgam olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Ayrıca genellikle sigara içen kişilerin öksürük ve balgamı kanıksadıkları ve bu nedenle doktora başvurmadıkları da bilinir. Nefes darlığı nedeniyle fiziksel aktivite azalır. Bu tip kişiler merdiven çıkmak ve yürümek istemezler. Zamanla günlük işlerini azaltırlar. Hastanın yaşam kalitesi bozulur ve hastalığın ilerlemesi hızlanır.

Sesan Ailesi olarak 16 Kasım Dünya KOAH Günü’nde tüm dünyayı tehdit eden bu hastalıkla ilgili bilincin artmasını temenni ediyoruz. Sağlıklı beslen, fiziksel aktiviteye önem ver ve sigaradan uzak dur.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen konsantratörü cihazları, hastanelerin yoğun bakım, göğüs hastalıkları, nöroloji ve acil gibi bölümlerinde yatan hastaların evde tedavi sürecinde kullanılır. Evde kullanıldığı için hasta yanında sürekli olarak tıbbi veya teknik personel bulunmayacaktır. Hassas olan bu cihazları sorunsuz şekilde kullanabilmek için çok dikkatli olmak gerekir. Cihazlarla birlikte kullanılan aksesuarların temizlik ve bakımı çok önemlidir. Düzenli olarak gerekli kontroller yapılmalıdır. Bu cihazlarda belirli sürelerle değişmesi gereken aksesuarlar da vardır. Bu yazımda oksijen konsantratörü kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı püf noktalarından bahsedeceğim. Böylece olası yaşanacak problemlerin önüne geçebilirsiniz ve yaşadığınız sorunları çözebilirsiniz. Bunlar, solunumla ilgili cihazlar olduğu için gerekiyorsa uzman kişilerden destek almalısınız.

Cihazlardaki arızaları ve problemleri en aza indirmek için bu sayfada yazılanları lütfen dikkatlice okuyun ve uygulayın. Oksijen cihazlarını kullanırken en az şekilde sorun yaşıyor olmanız tedavinizin kesintisiz ve sürekli olmasını sağlayacaktır. Bu nedenle kullandığınız cihazları iyi tanımanız ve cihazların çalışmasını sürekli takip etmeniz gerekir.

Hasta ile ilgili acil bir durumda 112 Acil Servis aranmalıdır. Acil servis yetkililerine telefon üzerinden hastanın durumu ve kullandığı cihazlarla ilgili detaylı bilgi aktarılmalıdır. Böylece acil müdahale yapacak ekip adrese ulaştığında ne tip bir olguyla karşılaşacağını bilecektir. Bu da hastaya müdahale süresini kısaltır.

Cihazın kullanılacağı elektrik şebekesinin güçlü ve kaliteli olması gerekir. Evde en çok kullanılan solunum cihazlarından birisi olan oksijen konsantratörleri diğer solunum cihazlarından daha fazla elektrik tüketir. Ayrıca bu cihazlar ilk çalıştırıldığında normalden 2-3 kat fazla elektrik çekerler. Bu nedenle kullanılan elektrik şebekesinin güçlü ve şebekede kullanılan kabloların da kalın olması gerekir. Aksi halde cihaz ilk çalıştırıldığında yeterli elektrik cihaza ulaşmadığı için kendiliğinden kapanır. Bu durumla çok fazla karşılaşılmaktadır. Hastalar veya yakınları cihaz arızalı şeklinde şikayet ediyorlar ancak kullanılan elektrik şebekesi kontrol edildiğinde güçsüz olduğu tespit ediliyor. Şebeke güçlendirilmezse oksijen cihazının çalışmama sorunu devam eder. Bu nedenle şebekedeki kabloların ve diğer ekipmanların uzman bir elektrikçi tarafından kontrol edilip değiştirilmesi gerekir. Sonrasında yaşanan sorunlar çözülecektir.

Oksijen konsantratörü, uzatma kablosu yardımıyla başka cihazlarla birlikte (elektrikli ısıtıcı, TV, kurutma makinesi vb.) kullanılmamalıdır. Zaten yüksek seviyede elektrik harcayan oksijen konsantratörlerinin, diğer cihazlarla aynı anda tek bir uzatma kablosuyla kullanılması tehlikeli olabilmektedir. Kablo ısınabilir veya yanabilir. Bu sebeple elektrik tesisatında kısa devre olabilir ve oksijen konsantratörüyle birlikte diğer cihazlar da zarar görebilir. Hatta cihazın kullanıldığı yerde yangın tehlikesi oluşabilir. Eğer cihaz kullanıcısı yatağa bağımlı bir hastaysa oluşabilecek bir yangından kaçamaz ve can kayıpları oluşabilir. Bu tehlikenin önlenmesi için oksijen konsantratörünün kullanıldığı uzatma kablosunun kaliteli olması ve cihazın bu kabloya tek başına bağlanmış olması gerekir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen konsantratörleri yaklaşık % 95 saflıkta oksijen üretir. Oksijenin yakıcı özelliği olması nedeniyle her türlü yanıcı maddeden uzak tutulması gerekmektedir (yağ, solvent, benzin, gaz, tüp gaz vb.). Sıklıkla yaşanan sorunlardan birisi de budur. Özellikle yağ gibi maddeler oksijenle birleştiğinde bir anda yanarlar. Yağ ve benzeri yanıcı maddeler oksijen konsantratörünün bulunduğu odadan farklı yerlerde tutulmalıdır. Ayrıca oksijen cihazlarına kesinlikle ateşle yaklaşılmaması gerekir.

Oksijen konsantratörü, ortamdaki havayı emerek basınç elde ettiğinden halı ya da benzeri döşemeler üzerinde çalıştırılmamalıdır. Bu tip döşeme üzerinde çalışan cihazların filtreleri normale göre çok daha hızlı şekilde tıkanır. Filtrelerin tıkanması nedeniyle yeterli hava alamayan cihazlar verimli şekilde çalışmaz. Hatta normalden fazla ısınarak arızalanabilir. Ayrıca halı benzeri döşemelerde diğer döşemelere kıyasla bakteriler daha fazla çoğalabilir. Bunlar cihazdan geçerek hastaya ulaşabilir, enfeksiyonlara ve farklı sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bu nedenlerle oksijen konsantratörleri taş üzerinde çalıştırılmalıdır. Taş üzerinde çalıştırılması bu riskleri ciddi anlamda azaltır. Hatta cihaz, hastanın bulunduğu odadan farklı bir yere koyulabilir ve oksijen uzun kanüllerle hastaya ulaştırılabilir. Gerekirse duvar delinerek oksijen kanülü açılan delikten geçirilebilir. Bu sayede oksijen cihazını soğuk ve temiz bir odada tutabilirsiniz. Hem de cihazın çalışma sesi hastayı ve refakatçilerini rahatsız etmemiş olur.

Oksijen cihazları sıcak ve havasız ortamlardan uzak tutulmalı, fazla ısınmasına izin verilmemelidir. Soba gibi ısıtıcıların yakınında veya duvar dibinde kullanılmaması gerekir. Isıtıcıların yakınında olması, zaten ısınan oksijen konsantratörünün normalden aşırı şekilde ısınmasına neden olur. Bu da kısa süre için cihazın iç aksamının zarar görmesi anlamına gelir. Ayrıca böyle bir durumda cihaz garanti kapsamı dışında da kalabilir ve kullanıcıya masraf açabilir. Cihazın duvar dibinde kullanılması da yeterli şekilde hava alamamasına neden olur. Bu durumda cihazın motoru zorlanır. Ayrıca cihazın ortama verdiği sıcak hava yeterince dağılmaz ve cihazın normalden fazla ısınmasına neden olur. Bu durumda da oksijen cihazları zarar görebilir ve kullanıcıya masraf açabilir. Ayrıca zamanla daha sesli çalışmaya başlayabilir ve hiç olmadık bir zamanda birden bire arızalanabilir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Oksijen konsantratörü cihazına hiç bir şekilde sıvı temas ettirilmemelidir. Cihazın içine sıvı kaçtığı takdirde arızaya sebebiyet verebilir ve bu durumda cihaz garanti kapsamı dışında kalabilir. Oksijen cihazlarının nemlendirme kapları vardır ve bunların içine su konularak kullanılırlar. Cihazlar kullanılmadığı zamanlarda su kaçma tehlikesini önlemek için nemlendirme kapları cihazlardan sökülmeli ve boş şekilde muhafaza edilmelidir. Nemlendirme kabı dolu olarak cihaz üzerinde veya yakınında bulundurulursa, kullanım şeklini bilmeyen birisi yanlışlıkla cihazın içine sıvı kaçmasına neden olabilir. Su kabını yanlış şekilde cihaza takabilir veya içindeki sıvının cihazın üzerine dökülmesine neden olabilir. Bu tehlikeleri önlemek için oksijen cihazını kullanmıyorken veya taşıma esnasında mutlaka nemlendirme kabını sökmek gerekir.

Oksijen konsantratörü üzerinde alarm ışıkları varsa bunlara dikkat edilmelidir. Low Pressure (LP) alarm ışığı yanıyorsa cihazın hazırlık aşamasında olduğunu ya da düşük basınç problemi olduğunu gösterir; High Pressure (HP) alarm ışığı yanıyorsa oksijen üretimi olduğunu ancak yüksek basınç problemi olduğunu gösterir ve bu durum boğazda yanmaya neden olur. Yüksek veya düşük basınç arızası olan bir oksijen konsantratörü kullanılırsa hastada genellikle baş ağrısı gibi şikayetler oluşur. Bu nedenle hasta, cihazı kullanmak istemeyecektir. Bu iki alarm ışığı uzun süre sönmüyorsa mutlaka teknik servise danışılması gerekir. Cihaz üzerinde bulunan yeşil ışık ise sürekli yanar ve cihazın kullanıma hazır hale geldiğini işaret eder. Bu ışıklı işaretçiler piyasadaki çoğu oksijen konsantratöründe bulunur. Bunlar dışında farklı göstergeler ve ışıklı göstergeler de olabilir. Örneğin filtre değişim zamanını ışıklı veya sesli şekilde hatırlatan cihazlar vardır. Cihazları doğru şekilde kullanabilmek için kullanım kılavuzundan bu göstergelerin hangi durumlarda nasıl uyarılar verdiğini incelemelisiniz. Böylece olası arızaların önüne geçersiniz ve tedavinin sürekliliğini sağlarsınız.

Cihazın kullanım süresini üzerinde bulunan gösterge yardımı ile takip ediniz ve zamanı geldiğinde bakımlarını ihmal etmeyiniz. Bütün oksijen konsantratörlerinin üzerinde kaç saat çalıştığını belirten gösterge mevcuttur. Cihaz oksijen ürettiği süre boyunca bu sayaç artar. Cihaz kapalı konumda oksijen üflemiyorken sayaç durur. Bu sayaç sayesinde cihazın kaç saat çalıştığı takip edilebilir. Bu sayede belirli dönemlerde cihazın bakımları yaptırılabilir veya filtreleri değiştirilebilir. Bu işlemlerin kaç saatte bir yapılması gerektiği cihazın kullanım kılavuzunda yazar. Örneğin bazı cihazların filtreleri 500 saatte bir değiştirilmelidir. Bazıları da 1000 saatte bir teknik bakım görmesi gerekir. Bu detayları kullanım kılavuzundan öğrenebilirsiniz. Ayrıca bazı cihazlar için kullanıcılar bu işlemleri takip etmezse cihaz garanti kapsamı dışında bırakılabilir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Nemlendirme kabına, üzerinde bulunan maksimum seviyeye kadar kireçsiz su koyulması gerekir. Maksimum seviyenin üzerine çıkılırsa büyük ihtimalle kullanıcıya oksijen kanülü vasıtasıyla su damlacıkları gidecektir ve bu durum rahatsızlık verebilir. Ayrıca su damlacıkları oksijen kanülünü tıkayabilir ve hastaya giden oksijen miktarı azalabilir. Bazen de fazla koyulan su cihazın içine kaçabilmektedir. Bunların önüne geçmek için nemlendirme kabının maksimum seviyesine kadar su konulmalıdır. Hastaya ulaşan havanın yeterince nemli olması için de kabın içindeki suyun minimum seviyenin altında olmadığından emin olmalısınız. Aksi halde hastanın burnunda, boğazında ve akciğerlerinde oluşan kuruma nedeniyle öksürük oluşabilir. Bu nedenle sıklıkla cihaz kullanımına ara vermesi gerekir. Bu da tedavi sürecini olumsuz şekilde etkiler. Nemlendirme kabının içinde bulunan suyun her gün yenilenmesi gerekir. Aksi halde suyun içinde bakteri oluşabilir ve hastanın enfeksiyon kapmasına neden olabilir.

Cihazı fişe taktıktan sonra, ön yüzünde bulunan açma-kapama düğmesi ile çalıştırınız. Bazı kullanıcılar cihazı sürekli açık konumda bırakıyorlar ve direkt olarak fişi takıp sökerek cihazı açıp kapatıyorlar. Bu yanlış bir kullanım şeklidir. Onun yerine cihaz kısa süreli olarak kapalı kalacaksa elektrikten hiç ayrılmadan açma-kapama düğmesiyle kapatılmalıdır ve bu şekilde bekletilmelidir. Uzun süreyle kapalı kalacaksa öncelikle açma-kapama düğmesiyle kapatılmalı sonrasında fişi çekilmelidir. Çalıştırırken de öncelikle cihazın fişi takılmalı sonrasında açma-kapama düğmesiyle cihaz çalıştırılmalıdır.

Oksijen cihazı, ev tipi mekanik ventilatör cihazına bağlanarak kullanılıyorsa, nemlendirme kabına kesinlikle su konulmaz. Susuz şekilde konsantratör cihazını kullanmanız gerekir. Eğer kap içinde daha önceden su bulunuyorsa, kap boşaltılmalı ve kabın içi iyice kurulanmalıdır. Hatta eski oksijen kanülünün içinde su kalması riskine karşı yeni oksijen kanülü kullanılması gerekir. Aksi halde mekanik ventilatör cihazının içine sıvı kaçabilir, bu durum arızaya sebebiyet verebilir. Bu nedenle de mekanik ventilatör cihazı garanti kapsamı dışında kalacaktır ve kullanıcıya masraf çıkaracaktır. Mekanik ventilatör cihazları pahalı cihazlardır ve garanti dışında oluşacak arızaların tamiri için oldukça fazla para ödemeniz gerekebilir.

Oksijen Konsantratörü Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Su kabının üzerinde bulunan diğer ince çıkışa, hastaya oksijen verilmesini sağlayacak olan kanülü takınız. Tüm bağlantılardan sonra, kap içinde bulunan su fokurduyorsa bu durum cihazın oksijen ürettiğini işaret eder. Bazı kullanıcılar cihazın çalıştığını ancak hava çıkışının olmadığını söyler. Bunu kolaylıkla test etmek için bu işlemi uygulayabilirsiniz. Nemlendirme kabındaki su fokurduyorsa cihazdan hava çıkışı var demektir. Cihazdan çıkan hava suyun içinden geçer ve hava kabarcıkları oluşmasına neden olur. Bu durum fokurdama şeklinde görünür. Cihazdan hava çıkışı varsa ancak oksijen kanülünden yoksa ya nemlendirme kabının kapağı tam kapanmamıştır ya da kanül tıkanmıştır. Bazen de oksijen kanülü cihazdaki yerine tam olarak oturmamış olabiliyor. Bu sebeple kanülden hava çıkışı olmayabiliyor. Oksijen kanülünden hava çıkışının olup olmadığını test etmek için de kanül üzerindeki hava çıkış yerini bir bardak suyun içine daldırın. Eğer suda hava kabarcıkları oluşuyorsa kanülden hava çıkıyor demektir. Hasta oksijen maskesi kullanıyorsa da aynı işlemleri uygulayabilirsiniz. Bazı hastalar cihazdan çıkan havayı hissedemiyor ve havanın gelmediğini söylüyor. Böyle bir şikayet varsa belirttiğim testleri yaparak kolayca cihazda arıza var mı yok mu anlayabilirsiniz. Cihazda arıza olduğuna kanaat getirirseniz teknik servise danışmanız gerekir.

Bazen su kabının bağlantıları düzgün yapılamadığında kullanıcıya oksijen gitmez. Böyle bir durumda su kabından hava kaçağı olmaktadır ve bağlantıların en baştan düzgün bir şekilde yapılması gerekmektedir. Bazen su kabı kireçten dolayı tıkanır ve hastaya oksijen gitmez. Bu durumda eğer su kabının üzerinde emniyet sibobu varsa ıslık gibi bir ses ile birlikte sıkışan havayı dışarı atar. Su kabı tıkandıysa hastaya oksijen gitmeyeceği için hemen yenisiyle değiştirilmesi gerekir. Nemlendirme kabı veya oksijen kanülü gibi aksesuarların yedeklerini mutlaka bulundurmalısınız. Genel olarak bu parçalar ucuzdur ve piyasada kolaylıkla bulunabilir. Ancak acil bir durumda yenisiyle değiştirmeniz gerekirse yedeklerini kolay ulaşabileceğiniz bir yerde saklıyor olmalısınız.

Cihazın üzerinde bulunan flowmetre (akış ölçer) hekimin tavsiye ettiği değere ayarlanarak kullanılmalıdır. Bu değer genellikle rapor veya reçete üzerinde yazar. Eğer yazmıyorsa doktorunuza sormalı ve bir yere kaydetmelisiniz. Ayrıca hastanın günde kaç saat kullanması gerektiği de hekim tarafından belirtilir. Oksijen konsantratörleri hekimin belirttiği koşullara uygun şekilde kullanılmalıdır. Aksi halde sağlık sorunları yaşanabilir. Oksijenin, doktorun önerisi dışında kullanılırsa bağımlılık yaptığı da söylenmektedir. Böyle bir durumda, verilen oksijen miktarı hastaya yetmemeye başlar ve hasta sürekli daha yüksek miktarda oksijen almak ister. Bu nedenle daha yüksek kapasiteli oksijen cihazları satın almak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca bu yüzden hastanın sağlık durumu daha da kötüye gidebilir. Hastanın sağlığı ve tedavinin sürekliliği için doktor önerilerine mutlaka uyulması gerekir.

10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Atatürk Haftası

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde hayata gözlerini yummuş ve ebedi yolculuğuna çıkmıştır. Atatürk, bu sonun bilinciyle “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyerek, Cumhuriyetimizin önemine ve milletimizin bekasına dikkatleri çekmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasında çok kayıplar verilmiş ve çok acılar çekilmiştir. Bu varoluşun lideri olan Atatürk her zaman gönüllerdeki yerini koruyacak ve saygıyla anılacaktır. Bu süreçte vatanı uğruna her şeyini feda eden yüce milletimize, gazilerimize ve şehitlerimize hak ettikleri şükranlarımızı sunuyoruz. Yüce milletimiz tarih boyunca onlarca devlet kurmuş ve dünyaya yön vermiştir. Milletimiz her dönemde milli birliği oluşturmayı başarmıştır. Bu durum, vatanı uğruna her şeyini feda edebilecek güce sahip olan milletimiz sayesinde olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde her yıl 10 Kasım günü, ölümünden duyulan üzüntü ve bıraktığı büyük mirasın gururu ile anılmaktadır.

Her yıl olduğu gibi bu 10 Kasım gününde de, Atamızı saygıyla anıyoruz.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Beslenme; sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır. Beslenme kültürünü etkileyen birçok durumun olduğunu söylemek mümkün. Her yörenin veya bölgenin kendisine has bir lezzet anlayışı ve beslenme kültürü var. Genelde insanlar beslenmelerinde neyin sağlıklı olduğuyla değil, neyin daha lezzetli olduğu ve hızlı bir şekilde hazırlandığıyla ilgilenmektedir. Bu durum özellikle 15-30 yaş arasındaki genç kuşakta daha sık rastlanmaktadır. Bu kuşak özellikle çabuk hazırlanan ve tüketilebilen patates kızartması, hamburger ve pizza gibi “fast food” tarzı gıdalara yönelmektedir. Bu gıdaların türü daha çok Amerikan beslenme kültürüne ait bir beslenme alışkanlığını ifade eder. Bu durum zamanla alışkanlık haline gelir ve ilerleyen yaşlarda da sağlıksız şekilde beslenmeye devam edilebilir.

Kişilerin nasıl besleneceğini etkileyen bir diğer etmen, sosyal konum ve gelir durumudur. Maddi durumu iyi olan kesimin daha sağlıklı beslenme hassasiyetinin olduğunu söylemek mümkündür. Bu kişiler özellikle sofralarındaki yöresel lezzetlerin organik tarımdan elde edilmiş ürünlerden yapılmış olmasını önemsemektedir. Gelir durumu bakımından daha düşük seviyede olan kişiler, ucuz tarım ürünlerine rağbet göstermektedir. İnsanların organik ürünlere pahalılık sebebiyle yanaşmamaları, bunların belli bir kesim için üretilmesine sebep olmuştur.

Dondurulmuş Gıdalar

İnsanlarda ortaya çıkmaya başlayan bir diğer beslenme kültürü de, dondurulmuş gıdalardır. Amerikan tarzı bu beslenme anlayışının da giderek tüm ülkelere yayıldığını söyleyebiliriz. Çabuk hazırlanan ve besin değerleri bakımından zengin olan dondurulmuş gıdalar, içerisinde barındırdıkları katkı maddeleri sebebiyle insan sağlığına zararlıdır. Ancak insanların beslenme konusunda güvenliğe değil de, fiyata ve yapımındaki kolaylığa odaklanmış olmaları, insan sağlığını tehdit eden bir beslenme kültürünün doğmasına sebep olmaktadır.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Beslenme Şekliyle Kronik Hastalıkların İlişkisi

Sağlıklı beslenmede ekmek tüketimi oldukça önemlidir. Araştırmalara göre ülkemizde kadınların yüzde 15.8’i ve erkeklerin yüzde 11.5’i kepekli, çavdarlı veya yulaflı ekmek tüketmeyi tercih etmektedir. Geri kalanlar standart tipte beyaz ekmek tüketmektedir. Yaş ilerledikçe kepekli, çavdarlı veya yulaflı ekmek tüketimi artmaktadır. Bu durum, yaş ilerledikçe sağlıkla ilgili bilinç seviyesinin arttığının bir göstergesidir. Kısaca insanlar hangi tip ekmeğin aslında daha sağlıklı olduğunu bilmektedirler ancak genel olarak ilerleyen yaşlarda sağlık problemlerinin oluşmasıyla birlikte ekmek tercihlerini değiştirmektedir.

Yemeklerde kullanılan yağ türünde durum farklıdır. Ülkemizdeki tercihler toplum bilincinin ekmeğe göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Tüketilen yağ türü tercihleri araştırıldığında, tereyağı yüzde 7.1, margarin yüzde 3.2, zeytinyağı yüzde 27.6 ve çiçek, mısırözü, soya, fındık yağı gibi sıvı yağlar yüzde 62.1 oranında kullanıldığı tespit edilmiştir. Yaklaşık on kişiden dokuzu sıvı yağ tercih etmektedir. Sıvı yağların katı yağlara göre daha sağlıklı olduğu bilinci toplumun genelinde yaygındır. Yapılan araştırmalardan çıkan sonuçların da gösterdiği gibi sıvı yağlar genel olarak daha yoğun şekilde kullanılmaktadır. Özellikle zeytinyağının uzun vadeli kullanımı sağlığımız üzerinde oldukça faydalı etkiler bırakmaktadır.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Sağlıklı beslenme kültüründe tuz tüketim tercihleri de önemli rol oynamaktadır. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre insanların yaklaşık beşte biri yemeklerin tadına bakmadan tuz eklemektedir. Toplumun geneline göre kıyaslandığında bu durum gençler arasında artmaktadır. Yaş ilerledikçe bu oran ciddi şekilde azalmaktadır. Bu da bize yaşla birlikte sağlık durumunun değişmesiyle insanların beslenme tarzlarının daha sağlıklı hale dönüştüğünün göstergesidir. Demek ki maalesef sağlığımızı kaybetmeden bazı şeylerin farkına varamıyoruz. Beslenme kültürümüzü genç yaşlardan itibaren sağlıklı olarak şekillendirirsek yaşlılık dönemlerinde hastalıklarla daha az karşılaşırız. Sağlıklı beslenme kültürü öncelikle ailede sonrasında okulda verilen eğitimlerle oluşturulabilir.

Tuz, kalp ve damar hastalıklarını oluşturan en önemli risk faktörlerinden birisidir. Özellikle hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için tuz tüketiminin azaltılması gerekir. Ayrıca tuz tüketiminin bazı farklı hastalıklarla da ilişkili olduğu uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Bunlar osteoporoz, mide kanseri ve böbrek hastalıkları olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü günlük kullanılması gereken tuz miktarının 5 gramdan az olması gerektiği konusunda açıklama yapmıştır. Türkiye’de yapılan araştırmalarda bu miktarın günlük yaklaşık 18 gram olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle fazla tuz kullanımından kaynaklanan birçok hastalıkla karşı karşıya kalıyoruz. Bu bilgiler ışığında sağlıklı beslenme kültünün en önemli parçalarından birinin tuz kullanımı olduğu ortadadır. Öncelikle ekmek, turşu, peynir ve zeytin üretiminde tuzu oldukça azaltmamız gerekmektedir.

Dünya çapında yapılan çalışmalar sağlıksız beslenmeyle, sağlık sorunları ve hastalıklar arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Ülkemizde bu durum iyi şekilde bilinse de uygulama genellikle sağlıksız beslenme yönünde olmaktadır. Bu nedenle de beslenmeyle alakalı birçok akut ve kronik hastalık ilerleyen yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Hatta sadece yaşlılık döneminde değil genç yaşlarda da bazı hastalıklara yakalanma riski artmaktadır. Yapılan araştırmalarla sindirim sistemi kanserlerinin yaklaşık yüzde 19’u, iskemik kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 31’i, inme olgularının yaklaşık yüzde 11’inin yetersiz sebze ve meyve tüketimine bağlı olduğu tahmin edilmektedir.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Diyabet, şeker hastalığı olarak da bilinir, özellikle fiziksel aktivitenin azlığı ve şişmanlık nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Genetik durum, yaş ve cinsiyet de bu hastalığın ortaya çıkmasında rol oynamaktadır. Diyabet insülin olarak bilinen hormonun vücuttaki seviyesiyle ilgilidir. Diyabetten kaynaklanan vücuttaki şeker düzensizliği zaman içinde kalp damar ve böbrek hastalıklarına neden olabilmektedir.

Diyabet büyük oranda beslenmeye bağlı olan kronik hastalıklardan birisidir. Toplumda oldukça yoğun şekilde görülür ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkilemektedir. Çevremize baktığımızda ailemizde mutlaka en az bir kişinin diyabet hastası olduğunu görebilmekteyiz. Bu hastalığın oluşma nedeni ve çözümü beslenmeyle ilgilidir. Sağlıklı beslenmeyi bir hayat şekli olarak benimsersek, büyük ihtimalle diyabet gibi hastalıklarla ömür boyu karşılaşmayız. Hastalık ortaya çıktıktan sonra da çözümü yine doğru beslenmeyle sağlanabilmektedir.

Araştırmalara göre diyabet olup da ilaç kullanan çok fazla insan vardır. İlaç tedavisiyle çözüm sağlanabilir mi bunun cevabını verebilecek olan kişi ben değilim. Ancak çevremde karşılaştığım diyabet hastalarının bir kısmı beslenme şekillerini değiştirerek diyabetin olumsuz etkilerinden kurtulduklarını belirtmektedir. Diyabetin toplumda görülme sıklığının da yaşla birlikte arttığı araştırmalarla ortaya konmuştur. O nedenle genç yaşlarda beslenme şeklimizi daha sağlıklı hale dönüştürürsek ilerleyen yaşlarda diyabet gibi kronik hastalıklara yakalanma riskimiz azalacaktır.

Sağlıklı Beslenme Kültürü

Diyabet hastalığında olduğu gibi obezite hastalığında da beslenme şekli hastalığın ortaya çıkmasındaki en önemli sebeptir. Obezite tüm dünyada görülen ve sıklığı gittikçe artan bir hastalıktır. 1980 yılından beri görülme sıklığı iki kat artmıştır. Bu nedenle tüm dünyayı tehdit eden hastalıklar arasında yer almaktadır. Obezite birçok hastalığın da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunlardan en önemlileri kalp damar hastalıkları ve diyabettir. Obez kişilerde hipertansiyon da sıklıkla görülmektedir. Beslenme kültürümüzü değiştirerek bu hastalıktan korunmamız mümkündür ve bu durum toplum tarafından bilinmektedir. Yine de sağlıksız beslenerek kendimize kötülük etmeye devam ediyoruz.

Beslenmeye Bağlı Bazı Kronik Hastalıklar

  • Obezite
  • Kalp Damar Hastalıkları
  • Diyabet
  • Hipertansiyon
  • Bazı Kanser Türleri
  • Osteoporoz (kemik erimesi)

 

Bu listede bulunan hastalıklar toplumun genelini tehdit eden ve sıklıkla görülen hastalıklardan bazılarıdır. Bunun dışında yanlış beslenmenin neden olduğu ve toplumda az görülen hastalıklar var mıdır? Direkt olarak beslenmeden kaynaklanmasa da sağlıksız beslenmenin etkilediği hastalıkların olduğu kesindir. Birçok kronik hastalık birbirini tetiklemektedir ve etkilemektedir. Bu açıdan baktığımızda beslenme şeklimizin hastaları yatağa bağımlı hale getiren hastalıkları da tetikliyor olduğunu anlayabiliriz. Nörolojik veya kaslarla ilgili olan ve kişiyi yatağa bağımlı kılan birçok hastalık var. Sağlıklı beslenerek bu tip hastalıklardan korunabilir miyiz veya hastalıkların ortaya çıkmasını erteleyebilir miyiz? Bazı kronik hastalıklar nedeniyle solunum kasları çalışmıyor ve hastalar solunum cihazlarıyla yaşamlarına devam etmek zorunda kalıyor. Ayrıca bu hastaların bakımlarına evde devam ediliyor. Bu tip hastaların bazılarında beslenme cihazlarıyla birlikte özel mamalar kullanılıyor. Mama dışında normal gıdalarla da beslenebilen yatağa bağımlı hastalar var. Vücudun güçlü kalması ve bağışıklık sisteminin daha iyi çalışabilmesi için sağlıklı beslenme kültürünün toplumda yaygınlaşması gerekir. Sadece hastalıkların öncesinde değil sonrasında da sağlıklı beslenmenin oldukça önemli olduğu aşikardır.

Sonuç olarak sağlıklı beslenme kültürünü yaşantımızın bir parçası haline getirebilirsek kronik hastalıkların önlenmesini sağlayabiliriz. Böylece yaşam kalitemizi yükseltiriz ve daha üretken olabiliriz.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası

Lösemi hastalığının halk arasında bilinen adı kan kanseridir. Lösemi tarzı kanser çeşitleri çocukluk çağı kanserleri arasında çok yüksek bir görülme oranına sahiptir. Löseminin oluşması, kanser hücrelerinin lenf dolaşımı aracılığıyla çeşitli bölgelere yayılması şeklinde görülmektedir. Bu hastalık sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de görülür.

Löseminin kaynağında, kemik iliğinde kan üretiminden sorumlu olan hücrelerin sayısında ve yapısında çeşitli değişiklikler meydana gelmesi yatmaktadır. Lösemide bu kök hücrelerinin üretimi aşırı derecede artmaktadır. Lösemi, yani kan kanseri başlangıç aşamasında kemik iliğinde oluşur ancak fark edilmemesi durumunda çeşitli şekillerde diğer organlara yayılabilir. Bu nedenle hastalığın erken teşhisi çok önemlidir. Erken teşhiste hastalıklı hücrelerin yayılmasının önüne geçilebilir ve bu hücrelerin yok edilmesinde başarılı sonuçlar alınabilir. Löseminin farklı çeşitleri bulunmaktadır. Hastalık birden ortaya çıkmış ve hastalığın seyri hızlı olarak gelişmekteyse bu lösemi türüne akut lösemi denilmektedir. Şayet lösemi uzun yıllar boyunca belirti vermeden seyretmiş ve daha sonra ortaya çıkmışsa buna da kronik lösemi denilmektedir. Lösemi, etkilenen kan hücrelerinin türüne göre de faklılaşır. Bugünün teknolojisiyle çoğu lösemi türünde tedavi başarısı % 80 civarında gerçekleşmektedir.

Günümüzde lösemi birçok aileyi derinden etkilemektedir. Özellikle çocukluk dönemlerindeki kanser vakalarının büyük bir kısmını oluşturması ve her sene birçok çocuğun bu hastalıktan hayatını kaybetmesi nedeniyle bu hastalığa insanların dikkatlerini çekmek gerekir. Sesan Ailesi olarak 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na istinaden lösemiyle savaşlarında çocukların hep yanında olan LÖSEV Lösemili Çocuklar Vakfı’na maddi ve manevi desteklerinizi rica ediyoruz.

Bağış sayfası: http://www.losev.org.tr/bagis/bagis_secenekleri.html

Ayrıca LÖSEV’e bağlı olan LSV Dükkan’dan gıda, kırtasiye, tekstil ve diğer ihtiyaçlarınızı satın alarak lösemili çocuklara destek olabilirsiniz: https://www.lsvdukkan.com/

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası

SGK Cihaz Temini Nasıl Yapılır?

SGK Cihaz Temini Nasıl Yapılır?

Sosyal Güvenlik Kurumu hastalara ihtiyaçları olan tıbbi ürünler konusunda belli miktarda geri ödeme yapmaktadır.

Tıbbi ürünlerin geri ödemesinin alınabilmesi için hastanın veya yakınının hastaneden çıkarılan sağlık kurulu raporu ve reçetesiyle birlikte bağlı bulunduğu SGK’ya başvurması gerekmektedir.

Başvuru yapılan tıbbi ürün, iadeli cihazlar ile ilgiliyse iki farklı yol izlenir;

1- Kurumun stoklarında ikinci el tıbbi cihazlar varsa hastanın kullanması amacıyla teslim eder.
2- Kurumun stoklarında yoksa ihtiyaç olan tıbbi cihaz için tıbbi uygunluk verilir ve rapora “Depo Mevcudu Yoktur” şeklinde bir ibare eklenir. Bu şekilde, cihazlar sigortalı tarafından satın alınabilir ve gerekli evraklar SGK’ya teslim edildiğinde belli miktardaki geri ödeme bir süre sonra alınabilecektir. Bu durumda hasta veya yakınları ilgili cihazları kendi tercih ettikleri medikal firmadan temin edebilir.

Sigortalının alacağı geri ödeme miktarı ürünlere göre değişmektedir. SGK tarafından belirlenen bu rakamlar “SUT Tebliği”nde yayınlanmaktadır.

Tüm medikal ürünler geri ödeme kapsamında değildir. Bazıları Medula sistemine tabidir. Özellikle sarf malzemeler Medula sistemi tarafından direkt olarak medikal marketlere ödenmektedir. Rapor ve reçetenizle SGK anlaşmalı bir medikal markete giderek ürünlerinizi tedarik edebilirsiniz. Bu sistemde SGK hastaya veya hasta yakınına ödeme yapmamaktadır. Bunun yerine anlaşmalı olan medikal markete ödeme yapmaktadır.

29 Ekim-4 Kasım Kızılay Haftası

29 Ekim-4 Kasım Kızılay Haftası

Kızılay, Osmanlı döneminde 11 Haziran 1868 tarihinde “Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti” adıyla kurulmuştur. 1877 yılında “Osmanlı Hilali Ahmer Cemiyeti” adını almıştır. Devlet tarafından kurulan sağlık ve yardım teşkilatı olan bu kurum, savaş dönemlerinde birçok askerimizin yaralarını sarmış ve hayatlarını kurtarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra daha modern ve yaygın bir organizasyon yapısına dönüştürülen kurum, 1923 yılında “Türkiye Hilaliahmer Cemiyeti” adını almıştır. 1935’te “Türkiye Kızılay Cemiyeti” ve 1947’de “Türkiye Kızılay Derneği” adını almıştır. Kısaca “Kızılay” diye bilinen kurum, ülkemizde ve dünyada gerçekleşen doğal felaket, savaş, salgın hastalık ve büyük çaplı toplumsal olaylarda sağlık hizmeti ve insani yardım sağlamaktadır. Kızılay, Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Topluluğu’nun temel ilkelerini paylaşır. Bunlar; insanlık, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik ilkeleridir.

29 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen Kızılay Haftası’nda mülki amirlikler tarafından gerçekleştirilen bir dizi tören ile teşkilat hakkında insanlara bilgi verilmesi sağlanmakta, Kızılay’ın faaliyet alanları hakkında birçok etkinlik ve bilgilendirme faaliyetleri yapılmaktadır. Kızılay’ın ülkemizde neredeyse her ilde şubeleri vardır. Bu kurumun üstlendiği görevlerden biri de ülkemizdeki kan bankası olmaktır. Acil kan ihtiyaçları durumunda Kızılay’a başvurulur. Bu yüzden herkesin kan bağışına katkıda bulunması çok önemlidir.

Sesan Ailesi olarak, 29 Ekim-4 Kasım Kızılay Haftası’na istinaden, Türk Kızılayı’nın yaptığı çalışmaları, ülkemize ve dünyaya katkılarını tekrar hatırlatmak istiyoruz. Herkesi Kızılay’a desteğe davet ediyoruz.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, 1925′ten itibaren bizlere bayram olarak hediye edilmiştir. Bu bayram yalnızca Türkiye’de değil, diğer Türk Devletleri’nde de kutlanır. Bu gün Cumhuriyetimizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün armağanıdır.

29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu ve yönetim biçiminin belirlendiği tarihtir. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarından itibaren en uygun yönetim biçiminin Cumhuriyet olduğunu düşünmüştür. Bu yönetim biçimi gelenek ve göreneklerimizle de uyumludur. Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşundan itibaren bu yönetim şeklinin seçilmesiyle ilgili telkinlerde ve yönlendirmelerde bulunmuştur. Sonuç olarak 29 Ekim 1923’te yönetim sisteminin “Cumhuriyet” olarak belirlendiği halka duyurulmuş ve bu tarih 1925 yılında “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” olarak ilan edilmiştir. Cumhuriyet Bayramı her yıl ülke çapında resmi törenlerle ve halkın da katılımıyla farklı etkinliklerle kutlanmaktadır.

Sesan Ailesi olarak herkesin “29 Ekim Cumhuriyet Bayramını” en içten dileklerimizle kutluyoruz.

Hastanıza Uygun Ev Tipi Mekanik Ventilatör Cihazı Hangisidir?

Hastanıza Uygun Ev Tipi Mekanik Ventilatör Cihazı Hangisidir?

Ev Tipi Mekanik Ventilatör Nedir?

Özellikle yoğun bakım sürecinde olan veya hastanenin belirli bölümlerinde yatan hastalar, doktorları uygun görürse eve çıkarılarak tedavilerine ve bakımlarına ev ortamında devam edebilirler. Bu tip hastaların trakeostomileri varsa ve solunumsal kronik bir rahatsızlığa sahiplerse mekanik ventilatör cihazıyla solunum desteği verilmektedir. Bu cihazlar hastane sürecinde kullanılabildiği gibi evde de kullanılabilmektedir. Hastalar eve çıkarıldıklarında solunumlarına mekanik ventilatör cihazıyla devam ederler. Ev tipi mekanik ventilatör cihazının diğerlerinden bazı farkları vardır. Özellikle evde bakılan hastaların ihtiyacı olan özelliklerle donatılmıştır. Bu cihazlar invasiv veya non-invasiv olarak hastaya bağlanabilir. Bunun ne demek olduğunu yazının ilerleyen bölümlerinde anlatacağım. Mekanik ventilatör cihazları hastanın solunum eforuna destek olur, eğer hastanın solunum eforu yoksa cihaz tarafından solunum sağlanır.

Ev tipi mekanik ventilatör cihazının modları ve parametreleri bir hekim önerisiyle hastanın ihtiyaçlarına uygun şekilde ayarlanır. Ayrıca bu cihazlarda bazı alarmlar vardır. Cihaz solunum sağlarken, bazı solunumsal parametreleri de sürekli olarak ölçer. Solunumsal değerler ayarlanan limitlerin dışına çıktığında, cihaz sesli ve görsel olarak alarm verir. Bu sayede acil durumlarda hastaya müdahale edilebilir.

Bu cihazlar genellikle evde tek başına kullanılmazlar. Birkaç farklı tıbbi cihazla birlikte kullanılırlar. Bu sayede hastaya daha iyi bir destek ve bakım sağlanabilir. Oksijen konsantratörü, aspirasyon (aspiratör) cihazı ve havalı yatak bahsettiğim cihazlardan bazılarıdır.

Hastanıza Uygun Ev Tipi Mekanik Ventilatör Cihazı Hangisidir?

Diğer Çeşit Mekanik Ventilatörlerden Farkı Nedir?

Mekanik ventilatörlerin, ev tipi olanlarının dışında birkaç farklı çeşidi vardır. Bunlardan birisi hastanelerin yoğun bakımlarında kullanılan, yoğun bakım mekanik ventilatör cihazı diye adlandırılan modeldir. Diğeri ise hastane veya tıp merkezi gibi yerlerde kullanılan klinik tip mekanik ventilatör cihazıdır. Bunlar yoğun bakımlarda kullanılan modellere göre daha az özelliğe sahiptir. Genellikle hastane servislerinde ve hasta odalarında kullanılırlar. Ayrıca el tipi olan, acil durumlarda ve geçici süre kullanılabilen cihazlar da mevcuttur. Mekanik ventilatör cihazları kullanım yerine ve amacına göre çeşitlendirilmiştir.

Mekanik Ventilatör Çeşitleri

  • El Tipi Mekanik Ventilatör Cihazı
  • Ev Tipi Mekanik Ventilatör Cihazı
  • Jet Ventilatör Cihazı
  • Klinik Mekanik Ventilatör Cihazı
  • Mekanik Ventilatör Nemlendiricisi
  • Transport Mekanik Ventilatör Cihazı
  • Yoğun Bakım Mekanik Ventilatör

 

Ev tipi mekanik ventilatörler, evde kullanıma yönelik üretildiği için diğerlerinden bazı farkları vardır. Genel görünüş olarak hastane tipi cihazlardan daha küçüktür ve taşınabilir şekildedir. Hastane tipi mekanik ventilatörlerin hepsinde batarya yoktur. Ancak ev tipi modellerin hepsinde elektrik kesintilerine karşı batarya mevcuttur. Ayrıca el tipi olan veya transfer (transport) amaçlı kullanılan mekanik ventilatörlerin bazılarında hiç elektronik parça bulunmamaktadır. Bu cihazlar tamamen elektriksiz şekilde çalışmaktadır ve bataryaya da ihtiyaç duymazlar. Ev tipi olan modellerde bu şekilde bir özellik mevcut değildir.

El tipi olan veya transfer amaçlı kullanılan modellerin fonksiyonları, modları ve parametreleri oldukça azdır. Bu cihazlar diğerlerine göre hafiftir ve genellikle geçici olarak kullanıldığı için az özellikli şekilde üretilmişlerdir. Ev tipi mekanik ventilatörler bunlar kadar az özellikli değildir. Yoğun bakım ve klinik tipi mekanik ventilatörler kadar özellikleri olmasa da neredeyse bu cihazların yaptığı çoğu işlemi yapabilirler. Solunum modları ve parametreleri olarak da oldukça detaylı şekilde üretilmişlerdir. Bu sayede ev tipi cihazlar, uzun süre hastadan ayrılmadan günlerce, haftalarca veya aylarca kesintisiz şekilde kullanılabilir.

Ev tipi cihazlar, hastanelerde kullanılan mekanik ventilatörlerle karşılaştırılırsa bir takım eksikleri ortaya çıkacaktır. Örneğin ev tipi mekanik ventilatör cihazların çoğunda yüksek basınçlı oksijen kaynağıyla birlikte kullanım özelliği yoktur. Bu cihazlar yine ev tipi olan oksijen konsantratörü cihazlarıyla veya başlıklı oksijen tüpleriyle yani düşük basınçlı oksijen kaynaklarıyla birlikte kullanılabilirler. Yoğun bakımlarda veya hastane servislerinde bulunan duvardan gelen yüksek basınçlı oksijen kaynaklarına bağlanabilme özelliği yoktur. Bu nedenle yoğun bakımlarda kullanılan mekanik ventilatörler gibi yüksek oranda oksijenle solunum desteği sağlamazlar. Düşük basınçlı oksijen kaynağıyla kullanıldığında maksimum % 50 FiO2 değerine kadar çıkabilirler. FiO2 parametresi hastaya giden havadaki oksijenin oranını ifade eder. Yani ev tipi cihazlarda hastaya giden havanın ancak yarısı oksijen olabilir. Piyasada bulunan standart kalitede oksijen cihazlarıyla kullanıldığında bu değer maksimum % 35-40 civarında olacaktır. Yoğun bakım tipi mekanik ventilatörler yüksek basınçlı oksijen kaynağına bağlanabildiği için hastayı soluturken yüksek oranda (% 100’e kadar) oksijen gazıyla kullanılabilir. Ev tipleriyse az önce bahsettiğim gibi maksimum % 50 civarında oksijen gazıyla birlikte solunum desteği sağlar. Yüksek yoğunlukta oksijenle solunum desteği, durumu stabil olmayan ve ani solunumsal değişiklikler yaşayan hastalarda kullanılan bir özelliktir.

El tipi veya transport mekanik ventilatörlerde de yüksek basınçlı oksijen kaynağı kullanılabilmektedir. Özellikle elektronik olmayan ve elektriksiz şekilde çalışan ventilatörler hava kaynağı olarak basınçlı oksijeni kullanmaktadır. Bu cihazlar yüksek basınçla gelen oksijeni atmosferde bulunan havayla birleştirerek hastaya solunum desteği sağlar. Ev tipi mekanik ventilatörlerin içinde hava motoru olduğu için bu özellik mevcut değildir. Hastaya gönderilen havayı içindeki motorlar sayesinde üretirler.

Hastanıza Uygun Ev Tipi Mekanik Ventilatör Cihazı Hangisidir?

Ev Tipi Mekanik Ventilatör Cihazlarının Çeşitleri Var Mı? Hastanın İhtiyacı Olan Temel Özellikler Nelerdir?

Ev tipi mekanik ventilatörler aslında detaylı şekilde alt kategorilere ayrılmıyorlar. Yine de bazı farklılıklar sayesinde birbirlerinden ayrılıyorlar. Bu cihazları özelliklerine göre sınıflandırabiliriz ve inceleyebiliriz. Hastanıza uygun ev tipi mekanik ventilatörü araştırırken öncelikle hekimin önerilerine göre hareket etmeniz gerekir. Hekim, hastanın ihtiyacı olan minimum tıbbi özellikleri belirtecektir. Tercih edeceğiniz cihazın özelliklerini buna göre süzgeçten geçirmeniz gerekmektedir.

Bu sınıflandırmada cihazlarda bulunan solunum modlarını öncelikli olarak değerlendirebiliriz. Bazı cihazlar hastanın ihtiyacı olan tüm solunum modlarını içerse de bazılarında tüm modlar bulunmayabiliyor. Özellikle SIMV modları bu konuda önemli bir ayrım sağlıyor. Evde bakım hastalarında çoğunlukla “V SIMV” ve “P SIMV” solunum modları kullanılmaktadır. Bu nedenle bu modları içeren cihazlar tercih edilmelidir. Ayrıca bu modlarla ilgili önemli bir noktaya da değineceğim. Bazı ev tipi mekanik ventilatörler V SIMV moduna sahipken P SIMV moduna sahip olmuyor veya tam tersi de olabiliyor. Cihazda P SIMV modu varken V SIMV modu olmayabiliyor. Hastanın ilerleyen dönemde sağlık durumu değişirse ve farklı modlarda ve parametrelerde solunumsal değerlere ihtiyaç duyarsa diye mod yelpazesi en geniş cihazın tercih edilmesi gerekir.

Mekanik Ventilasyon Modları

  • CPAP
  • BILEVEL CPAP (BPAP)
  • PSV S
  • PSV ST
  • PCV
  • PACV (P A/C)
  • P SIMV
  • V SIMV
  • ASV
  • VCV
  • VACV (V A/C)
  • CMV
  • IPPV

 

Modlar dışında solunumsal parametrelerde de farklar olabiliyor. Farklı marka cihazlarda aynı modlar olsa dahi modun içeriğinde bulunan parametreler ve alt-üst limitleri değişkenlik gösterebiliyor. Bu nedenle mekanik ventilatör cihazı hastaya uygulanmadan önce parametrelerin ve alt-üst limitlerinin hastaya uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir. Hastanın durumunun değişkenlik gösterebileceği unutulmamalıdır. Hastanın durumu farklılık gösterirse modlar ve parametreler değiştirilebileceği için uzun vadeli düşünmek gerekir.

Ev tipi mekanik ventilatör cihazları görünüş ve ağırlık bakımından da farklılıklar gösterir. Hafif ve taşınabilir olan cihazların tercih edilmesi gerekir. Cihaz ağırlığı ve hacim ölçüleri kullanım esnasında durumu olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Çok büyük ve ağır olan cihazlar, kullanılırken veya hasta transferi esnasında sorunlar oluşturabilir. Bu özellikler de, cihaz sınıflandırmasında ve tercihinde önemli rol oynamaktadır.

Elektrik kesintilerinde çok önemli rol oynayan batarya kapasitelerine göre cihazlar sınıflandırılabilir. Batarya süresi ayrıca hasta transferinde de önem kazanmaktadır. Bazı modellerde dahili batarya süresi 1-2 saat kadar olmaktadır ve bu oldukça yetersizdir. Çünkü uzun süreli elektrik kesintilerinde batarya bitecek diye hasta ve ailesi panik olabilmektedir. Bu durumda hastayı ambulans çağırarak hastaneye kaldırmak gerekebilir. Dahili batarya süresi 9-10 saat civarında olan bir ürün tercih edilirse bu stres faktörü ortadan kalkacaktır.

Bu cihazlar, kullanılan solunum devrelerinin tipine göre de ayrılmaktadır. Tek veya çift kollu solunum devresi kullanılan mekanik ventilatör cihazları vardır. Tek kollu cihazlarda hastaya giden havanın parametreleri ölçülebilir ancak hastanın akciğerlerinden çıkan hava ölçümü yapılamamaktadır. Çift kollu devrelerde hastanın akciğerlerinden çıkan hava öncelikle cihaza gider ve bazı ölçümler yapılır. Bu ölçüm değerleri cihazın ekranında gösterilebilir. Tek kollu olan cihazlarda bu mümkün değildir. Özellikle pediatrik hastalarda çift kollu cihazlar tercih edilmektedir.

Bebek ve pediatrik hastaların akciğer kapasiteleri ve solunum kaslarının yapısı yetişkinlerden farklıdır. Bu tip hastalarda mekanik ventilasyon uygulamaları doktorlar tarafından oldukça dikkatli şekilde yapılır. Eğer hastanız çocuksa, çocuk hastalara uygun olan ev tipi mekanik ventilatör cihazlarını tercih etmelisiniz. Sadece yetişkinlere uygun olan bir cihaz çocuk hastada kullanılamaz. Kullanılırsa geri dönüşü olmayan sağlık problemleri yaşanabilir ve hayati risk oluşabilir.

Invasiv ve non-invasiv kullanım özelliğine göre de ev tipi cihazlar birbirlerinden ayrılmaktadır. Soluk borusuna (trake) delik açılmadan maske yardımıyla solunum desteği veren cihaza non-invaziv mekanik ventilatör cihazı denir. Trakeostomi kanülü veya endotrakeal tüp ile solunum uygulaması yapan cihaza da invasiv mekanik ventilatör cihazı denir. İnvaziv mekanik ventilasyonda maske kullanımı yoktur. İnvaziv tip solunumda kullanılan mekanik ventilatör cihazları daha gelişmiş seviyededir. İnvasiv veya non-invasiv özellikte ayrı modeller olduğu gibi her iki özelliğin de aynı cihazda olduğu ev tipi mekanik ventilatör cihazları vardır. Her iki tip solunum özelliğinin aynı cihazda olduğu modelleri tercih etmeniz hastanın durumu değişse bile aynı cihazın kullanılmasını mümkün kılacaktır.

Yukarıda yazdığım özellikleri değerlendirerek ev tipi mekanik ventilatör cihazlarını sınıflandırabiliriz. Cihaz tercihi yaparken belirttiğim sınıflandırma özelliklerinin yanında üretim yerini ve markasını da değerlendirmelisiniz. Piyasada bilinen kaliteli bir markanın ürünlerini tercih etmelisiniz. Yaygın servis ağı olan bir markayı seçmeli ve bulunduğunuz bölgede size 7/24 destek verebilecek bir firmadan cihazı almalısınız. Cihazların arıza yapması durumunda yedek cihaz ve servis hizmetlerini de göz önünde bulundurmalısınız.

Piyasada En Çok Tercih Edilen Cihazlar Hangileridir?

  • Covidien Puritan Bennett 560
  • Covidien Puritan Bennett 520
  • Weinmann Ventilogic LS
  • Weinmann Ventilogic Plus
  • Hoffrichter Carat 1
  • Hoffrichter Carat 2
  • GE Versamed iVent 101

Hasta Bakıcı Mı Arıyorsunuz?

Hasta Bakıcı Mı Arıyorsunuz?

Hasta yakınlarının en büyük sorunlarından bir tanesi hastalarını güvenle emanet edebilecekleri bilgili ve tecrübeli bir hasta bakıcı bulabilmektir. Bu soruna çözüm getirebilmek adına bir sosyal sorumluluk projesi oluşturduk. Proje sayesinde hasta bakım işi yapan kişilere aracısız olarak direkt ulaşabilirsiniz.

Hasta bakıcı olarak kayıt olan kişilerle firmamızın herhangi bir bağlantısı yoktur. Firmamız herhangi bir aracılık hizmeti vermemektedir ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Aşağıdaki listeden kayıtlı hasta bakıcıların iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.

Hasta Bakıcı Listesi

Ad soyad – telefon – hizmet verdiği şehir(ler)

  • EREN ÇAĞLAR – 05492649785 – ANKARA
  • RÜSTEM ÖNDER – 05373250155 – BURSA
  • ABDULLAH ŞAHİNAL – 05304221142 – ANKARA
  • MUZAFFER DOĞAN – 05336279321 – SİVAS
  • FATMA YONGEL TOPÇU – 05305667477 – İZMİR
  • BEKİR AYSAKAR – 05356802775 – İZMİR
  • BERNA ESİN – 05536454205 – İZMİR
  • HAKAN MENCİK – 05438130393 – İSTANBUL
  • ARZU BÜYÜKSÜRÜCÜ – 05334129580 – İZMİR
  • ŞÜKRÜ KARAMUSTAFAOĞLU – 05380196449 – İSTANBUL
  • TÜLAY OLÇER – 05301711466 – ANTALYA
  • FATMA AKDUMAN – 05433826684 – İZMİR
  • CEVRİYE DEMİR – 05332551767 – İZMİR
  • KEMAL MELEŞ – 05535070948 – İZMİR
  • NURAN SOLCUN – 05385170828 – DENİZLİ
  • CEMİLE AYDIN – 05444982473 – İZMİR
  • FATOŞ DURMAZ – 05443546066 – İZMİR
  • AYŞE BİNGÜL – 05059748954 – ANKARA
  • HAVVA IŞIK – 05416200409 – KARAMAN
  • SEVNUR KORKMAZ – 05315181087 – İSTANBUL
  • HATİCE YENİAY – 05323356250 – İSTANBUL
  • SÜLEYMAN ÇELİK – 05446499599 – DENİZLİ
  • NUR CANKURT – 05422049718 – SAMSUN
  • ESRA TOKER – 05395533125 – BURSA
  • LEVENT BAYRAKTAR – 05336272791 – ANKARA
  • NEŞE GÜVENSOY – 05456175507 – ERZURUM
  • ESMA TOSUN – 05315541561 – KONYA
  • EMEL NESRİN TÜMER – 05058279626 – İZMİR
  • ŞENGÜL MUNGAN – 05356593994 – ANTALYA
  • HAYRİYE KİRLİK – 05558891126 – ESKİŞEHİR
  • SULTAN SÖNMEZ – 05432345247 – ANTALYA
  • SELMA KARACA – 05433061748 – ÇANAKKALE
  • ARZU ÇİFTÇİ – 05439672922 – ERZURUM
  • NURAY KADIOĞLU – 05543196097 – İZMİR
  • NURCAN ASLAN – 05468110471 – İSTANBUL
  • MELEK KÖSEN – 05378440257 – İSTANBUL
  • MAHMURE DOĞAN – 05068442292 – İZMİR
  • HÜLYA TÜZÜ – 05438086646 – İZMİR
  • GÜLARA KIZILTAŞ – 05395667758 – BURSA
  • FATMA BULUT – 05357013744 – İZMİR
  • EMİNE İNAN – 05557595019 – İSTANBUL
  • BEHÇET KÖÇGÖREN – 05356861291 – BURSA
  • CEYHAN LEMAN SEN – 05307836174 – BURSA
  • BAYRAM FAZLI – 05332523928 – İSTANBUL
  • KIYMET YABANELLİ – 05061795519 – İSTANBUL
  • NİYMET KARAÇOBAN – 05394466651 – KOCAELİ
  • AZİZE ERYILMAZ – 05448785565 – AYDIN
  • KAMURAN ERGÜN – 05370660330 – İZMİR
  • VİKA BEDER – 05438384268 – ÇANAKKALE
  • AYSEL SÖNMEZ – 05456927270 – ANTALYA
  • NİMET SEREL – 05422718610 – İSTANBUL
  • BERRAN ENSEZER BOZKURT – 05363208020 – İZMİR
  • MEMET KURT – 05530574757 – ANTALYA
  • GÜLER DÖLEK – 05385250467 – MERSİN
  • BİRGÜL ERASLAN – 05422195368 – İZMİR

 

Hasta bakıcı olarak hizmet vermek isteyen kişiler lütfen aşağıdaki formu doldurun ve en alttaki “Başvuru Yap” butonuna basın. Verdiğiniz bilgiler incelendikten sonra “Hasta Bakıcı Listesine” kayıt edilecektir.

Kayıt Formu »

Bu ücretsiz şekilde sunulan bir hizmettir.

Hasta bakıcı olarak kayıt olan kişilerle firmamızın herhangi bir bağlantısı yoktur. Firmamız herhangi bir aracılık hizmeti vermemektedir ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Ücretsiz olan bu hizmeti daha çok kişiye ulaştırabilmemiz için sizin desteğinize ihtiyacımız var. Sosyal sorumluluk hareketimize destek olmak için bu sayfayı sosyal medyada paylaşır mısınız?

Hasta Bakıcı Kayıt Formu





Başvuru Formu

Başvuru için lütfen aşağıdaki formu doldurup gönderin. En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz.

Ad soyad (gerekli)

Telefon (gerekli)

E-posta (gerekli)

Hizmet verdiğiniz şehir(ler) (gerekli)

Butona basıp lütfen bekleyin.

Ücretsiz olan bu hizmeti daha çok kişiye ulaştırabilmemiz için sizin desteğinize ihtiyacımız var. Sosyal sorumluluk hareketimize destek olmak için bu sayfayı sosyal medyada paylaşır mısınız?

Demans ve Alzheimer

Demans ve Alzheimer

Demans

Daha çok ileri yaşlarda beyin fonksiyonlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan “demans”, beyinde yer alan bilgi, beceri, tecrübe, davranış ve günlük yaşantıyı sürdürme konularında göstermiş olduğu faaliyetin akamete uğramasını ifade eder. Bir bilginin unutulması, demans hastalığının varlığına tek başına işaret etmez. Burada tanının konulmasında dikkat edilen husus, kişinin hafıza kaybıyla beraber, konuşma, yazma gibi faaliyetlerini de yapamıyor olması, tanının koyulmasında etkili nedenlerdir.

Demans hastalığını sadece hafıza kaybıyla eşleştirmek yanlıştır. Kişinin günlük hayatında yer alan fonksiyonları yerine getirememesi, demansın en büyük özelliğidir. Yani kişi, günlük ihtiyacı olan giyinme, yeme, içme, konuşma, okuma gibi ihtiyaçlarını göremeyecek kadar fonksiyon kaybına uğrar. Kişi adresleri bulamaz, konuşamaz, içe kapanmaya ve hayaller görmeye başlar, aritmetik davranışlar gösteremez. Bunların hepsi demans hastalığının önemli belirtileri arasında yer alır.

Demans ve Alzheimer

Yaşlı kişilerde hafif unutkanlığın yaşanmış olması, demansa yakalandıklarını göstermez. Genelde bu tip kişiler Alzheimer denilen unutkanlık hastalığına daha çok yakalanma riskine sahiplerdir. Her insanın ilerleyen yaşlarda zihin fonksiyonlarında azalma olacağı bir gerçektir. Bu nedenle yapılan testlerde unutkanlığın normal düzeylerde olması, Alzheimer hastalığının başlangıcı sayılmaz. Ancak, bu kişilerin ileride bu hastalığa yakalanmayacaklarını söylemek mümkün değildir. Bunun yanında kişi, Alzheimer hastalığına yakalanırsa, demans riskini arttırmış olur.

Demans ve Alzheimer

Demans ve Alzheimer Aynı Hastalık Mı?

Alzheimer hastalığı, demansın bir çeşididir. Sadece hafıza kaybına dayanır. Ancak her Alzheimer, demansa yol açmaz. Demansa neden olan daha farklı rahatsızlıklarda söz konusudur. Alzheimer hastalığında kişi hafıza sorunları yaşar. Ancak hayatını devam ettirmede gerekli olan konuşma, yazma, okuma, giyinme, yön bulma gibi fonksiyonlarında herhangi bir bozukluk söz konusu olmaz. Alzheimer hastalığı ileri yaşlara has bir hastalık olarak karşımıza çıkar. 65 yaş üstü kişilerde sıklıkla görülür. Beyin hücrelerinin normalden çok daha hızlı ölmesi, Alzheimer hastalığının nedenidir. İleri yaşlarda kişinin beyin hücrelerinin hızlı bir şekilde tahrif olmasıyla, kişinin hayatını devam ettireceği konuşma, yazma, giyinme gibi fonksiyonlar bozulur. Bu hastalığın sebeplerinden birisi, kişinin ailesinde daha önce hastalığın yaşanmış olmasıdır. Yani genetiktir. Demans hastalığı da ailesinde daha önce bu hastalığı yaşayan kişilerde daha sık görülebilir. Her iki hastalık da genetik olmasına rağmen bu hastalıkların ortaya çıkmasında genetik temelin çok düşük bir katkısı vardır.

Demans ve Alzheimer

Tedavisi Var Mı?

Demans hastalığına yakalanmanın nedenleri uzmanlarca irdelendikten sonra, gerekli tedavi için reçete hazırlanabilir. Ama bazı nedenlerin ortadan kaldırılamaması, demansı çözümsüz bırakmaktadır. Eğer tiroid bezlerinden dolayı ortaya çıkan rahatsızlık söz konusuysa veya beyinde sıvı birikmesi durumundan yaşanan bir hastalıktan bahsediliyorsa, müdahale edilebilir. Alzheimer kaynaklı demaslarda ise, hastalık sadece yavaşlatılabilir. Beyinde gerçekleşen hücre ölümlerinin durdurulması veya geri alınması mümkün değildir ama, bir nevi yavaşlatılması sağlanabilmektedir.

Bazı kişiler, depresyondan veya stresten kaynaklanan yaşadıkları unutkanlık veya dikkatsizlik durumlarını demans veya Alzheimer ile karıştırabiliyorlar. Halbuki bu gibi durumların sebebi daha farklıdır. Bu hastalıklar genellikle ileri yaşlarda görülür ve çoğunlukla beyinde hücre ölümlerinin başlamasıyla meydana gelir. Günlük hayatın olumsuz şartlarından dolayı yaşanan stres ve depresyonun verdiği zarar, beyin kimyasının bozulmasından kaynaklanır. Bu gibi durumlarda yaşanan unutkanlık geçicidir.

Yukarı